Bir yemek yarışması düşünün. Ekranların en çok izlenen, milyonları peşinden sürükleyen, genç yaşlı herkesi televizyon başına kilitleyen bir yapım. Buraya kadar her şey ticari bir başarı hikayesi gibi görünebilir. Ancak bu programda ısrarla, inatla ve adeta beyin yıkarcasına tekrarlanan bir kelime var: "Yaratıcılık".
Her dış çekimde, her eleme gecesinde, her tabak sunumunda yarışmacılara "Yaratıcılık tabağı yapacaksınız", "Şeflerin en çok önem verdiği şey yaratıcılıktır" telkinleri yapılıyor.
Masum bir yemek terimi gibi ambalajlanan bu kavram, aslında toplumun inanç kodlarına yerleştirilen dinamitten başka bir şey değildir. Birkaç malzeme ile sosu bir araya getiren insana "Yaratıcı" sıfatı yüklemek, en hafif tabirle hadsizlik, inanç dünyamız açısından ise açık bir sapmadır.
Ülkemizin ekranlarında reyting uğruna, ya da daha derin bir planın parçası olarak, İslam’ın en temel kırmızı çizgilerinden biri olan "Yaratma" sıfatı basitleştirilmekte ve sıradanlaştırılmaktadır.
İSLAMİYET’E GÖRE YARATMA NEDİR?
İslam inancına göre yaratma (Halk); bir şeyi yoktan var etmek veya benzersiz bir şekilde, maddesi ve örneği yokken meydana getirmektir.
Bu sıfat, yalnızca ve yalnızca Yüce Allah’a (C.C.) aittir. O’nun "el-Hâlık" (Her şeyin Yaratıcısı), "el-Bâri" (Eksiksiz Yaratan) ve "el-Musavvir" (Şekil veren) esması, bu mutlak gücü ifade eder.
İslam kelamında yaratma iki ana başlıkta incelenir:
* İbda (Yoktan Var Etme): Bir şeyi hiçbir öncülü, maddesi, maddesel geçmişi ve zamanı yokken, sadece "Ol" (Kün) emriyle var etmektir. Bunu Allah'tan başka hiçbir güç yapamaz.
* Halk (Şekil Verme): Mevcut olan elementleri bir araya getirerek yeni bir form oluşturmaktır. İnsanlar bir nesne ürettiğinde var olan maddeleri dönüştürür; aslına bakarsanız sıfırdan bir atom bile var edemezler.
Kur'an-ı Kerim, yaratmanın tamamen Allah’a mahsus bir egemenlik alanı olduğunu net bir şekilde çizer. İnsan ise ancak keşfeder, taklit eder veya Allah’ın ona verdiği cüzi irade ve yetenekle mevcut malzemeleri birleştirir.
Bir aşçının domatesi, eti, baharatı bir araya getirerek yeni bir lezzet bulması "keşif", “tasarım” veya "terkip" (birleştirme) olarak adlandırılabilir; ama asla "Yaratma" olamaz.
SİNEK YARATMA ÜZERİNE AYET VE İNSANIN ACZİYETİ
Yüce Allah, insanın kendi acziyetini görmesi ve yaratma iddiasının ne kadar içi boş bir kibir olduğunu anlaması için Kur'an-ı Kerim'de sarsıcı bir meydan okumada bulunur. Hacc Suresi 73. Ayet-i Kerime’de şöyle buyrulmaktadır:
"Ey insanlar! Bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah’ı bırakıp da taptıklarınız (ortak koştuklarınız) var ya, hep bir araya gelseler dahi bir sinek bile yaratamazlar. Hatta sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de!" (Hacc, 22/73)
Bu ayet, insanlığın teknolojik açıdan ve zihinsel olarak ne kadar ilerlerse ilerlesin, İlahi güç karşısındaki mutlak sınırını gösterir.
Dünyanın en ünlü şefleri, en zeki bilim insanları, en güçlü devletleri bir araya gelse, can taşıyan, uçan, kendi biyolojik sistemine sahip tek bir sinek kanadı bile var edemezler.
Durum bu kadar açıkken, televizyon ekranlarında iki dal maydanozla bir parça eti tabağa estetik koydu diye insanlara "Yaratıcı" denmesi, ayette eleştirilen o cahilce kibrin modern bir yansımasıdır.
BATI MERKEZLİ “YARATICILIK” KAVRAMININ KÖKENİ
Bugün modern dünyada ve televizyon formatlarında sıkça kullanılan "Yaratıcılık" (Creativity) kavramı, İslam medeniyetine ait bir kavram değildir. Bu kelime, Batı dünyasının Rönesans ve Aydınlanma döneminden sonra insanı merkeze alan (hümanist) ve Tanrı’yı hayatın dışına iten seküler felsefenin bir ürünüdür.
* İlahlaştırma Çabası: Batı düşüncesinde insan, kilisenin baskısından kurtulurken kendi aklını ve sanatını ilahlaştırma yoluna gitmiştir. Tanrı’ya ait olan "Yaratma" gücü, bu nedenle kasıtlı olarak sanatçıya veya mucide atfedilmiştir.
* Kavramsal Dezenformasyon: İslam dünyasında ise sanatkar için "Yaratıcı" denmez; "Sani" (sanatla yapan), "Mucit" (icat eden) veya "Zanaatkar" denir. Çünkü kulun yaptığı her şey, Allah'ın yarattığı malzemeleri ve yeteneği kullanmaktan ibarettir.
* Seküler Empoze: Medya eliyle bu topraklara taşınan "Yaratıcılık" söylemi, gençlerin zihnindeki İlahi Yaratıcı algısını basitleştirmeyi, sıradanlaştırmayı ve insanı her şeyin hakimiymiş gibi göstermeyi amaçlayan seküler bir dayatmadır.
BU KELİMELERİ KULLANMANIN DİNİ HÜKMÜ NEDİR?
İslam fıkhına ve akidesine göre, kelimelerin seçimi sadece bir dil meselesi değil, doğrudan iman meselesidir.
"Yaratma" ve "Yaratıcılık" kelimelerini insanlar için kullanmanın dini boyutları oldukça tehlikeli sınırlara dayanmaktadır:
* Şirk Riski (Allah'a Ortak Koşma): Yaratmak, Allah’ın zatına has bir sıfattır. Bir insanın başka bir insan için "O çok yaratıcı bir aşçı/yazar/tasarımcı" demesi, sadece Allah’a özgü olan bu sıfatını kula vermek anlamına gelir ki bu durum gizli veya açık şirk tehlikesi doğurur.
* Dinden Çıkarma (Tekfir) Boyutu: Eğer bir kişi, insanın kelimenin tam anlamıyla "yoktan var etme" gücüne sahip olduğuna inanarak bu kelimeyi kullanırsa, bu durum kişiyi doğrudan dinden çıkarır (küfre düşürür).
* Hafife Alma ve Alıştırma: Kelimeyi gerçek anlamında kullanmayıp "mecaz" diyerek savunanlar ise büyük bir gaflet içindedir. Dil alışkanlığı zamanla zihin alışkanlığına dönüşür. Kutsal kavramların bu şekilde ayağa düşürülmesi, kalplerdeki tazim (saygı) duygusunu yok eder.
SESSİZCE YÜRÜTÜLEN ATEİZM VE DEİZM HİZMETİ
Televizyon ekranlarında her gün saatlerce yayınlanan bu yarışma programı, masum bir eğlence aracı değildir. Topluma, gençlere ve çocuklara adeta şırıngayla empoze edilen bu kavramların arkasındaki asıl amaç, ateizm ve deizm akımlarına hizmet etmektir.
* Zihinsel Dönüşüm: Çocuklar ekran başında "insanın da yaratabileceği" fikrine alıştırılmaktadır. Allah’ın büyüklüğü zihinlerde küçültülmekte, insanın gücü ise devleştirilmektedir.
* Özentilik ve Taklit: Gençler, hayran oldukları yarışmacıların ve şeflerin ağzından çıkan bu seküler dili taklit ederek farkında olmadan dini hassasiyetlerini kaybetmektedir.
* Dini Değerlerin Değersizleştirilmesi: Yemek yapmak gibi sıradan bir fani eylemin kutsal kavramlarla nitelenmesi, genç nesillerin zihninde dinin kutsallarını sıradanlaştırmakta ve ateist felsefenin -haşa- "Tanrı yoktur, her şeyi insan yapar" tezine zemin hazırlamaktadır.
RTÜK GÖREVİNİ YAPMAYA HAZIR MI?
Buradan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) açık bir çağrıda bulunuyoruz:
RTÜK’ün görevi sadece siyasi eleştirileri veya müstehcen sahneleri denetlemek değildir. Bu kurulun en temel görevlerinden biri, bu milletin milli ve manevi değerlerini, inanç yapısını korumaktır.
Bir yemek yarışması adı altında milyonların gözü önünde inancımızın temel esası olan tevhid inancı zedelenmektedir. İnsanlar adeta Allah’a ortak koşturulmaya, dinden uzaklaştırılmaya ve seküler-ateist bir dil ve yaşantı kalıbına özendirilmeye çalışılmaktadır.
Bu durumun cezasız kalması, ekranlardaki bu fütursuzluğun daha da artmasına yol açacaktır.
RTÜK’ü derhal göreve ve sorumluluk almaya davet ediyoruz. Bu programdaki kelime dayatmalarına, kavram terörüne karşı gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Aksi halde, bu programlar yüzünden inanç erozyonuna uğrayan her bir gencin, dinden uzaklaşan her bir çocuğun vebali ve sorumluluğu da doğrudan RTÜK yetkililerinin üzerinde olacaktır.
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI NE İŞ YAPIYOR?
Ülkemizin en ücra köşesine kadar teşkilatlanmış, binlerce personeli bulunan Diyanet İşleri Başkanlığı’na da benzer bir soruyu bu noktada sormak gerekiyor: MasterChef gibi, toplumun neredeyse tamamına ulaşan bir programda her gün inanç esaslarımız çiğnenirken siz ne iş yapıyorsunuz?
* Neden Sessizsiniz?: Cuma hutbelerinde, televizyon programlarındaki ufacık meselelere değinen Diyanet, neden kitleleri peşinden sürükleyen bu büyük tehlikeye karşı tek bir resmi açıklama yapmıyor?
* Kim Engelliyor?: Diyanet İşleri Başkanlığı'nı bu konuda net bir fetva vermekten, ekranlardaki bu kelime tahrifatına karşı toplumu uyarmaktan kim veya kimler alıkoyuyor? Reyting baronlarının gücü, dinin emirlerinin tebliğ edilmesinden daha mı üstündür?
Diyanet İşleri Başkanlığı, asli görevine dönmeli ve bu kavram karmaşasına son verecek, ekranlardaki bu "Yaratıcılık" dayatmasının dini tehlikelerini anlatacak güçlü bir çıkış yapmalıdır.
Diyanet, ekranlardaki inanç düşmanlığına karşı sessiz kaldığı müddetçe ise kendi varlık sebebini tartışmaya açık hale getirmeye devam edecektir.
MANEVİ KAVRAMLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM!
Bir toplumu helak etmek istiyorsanız, işe önce dilinden ve kavramlarından başlarsınız.
"Yaratıcılık" kelimesini sıradan bir tabak yemeğe kurban eden zihniyet, yarın inancımızın diğer kalelerini de tek tek hedef alacaktır. Ekranlarda sergilenen bu tiyatroya, reyting uğruna dinimizin emirlerinin çiğnenmesine göz yummamalıyız.
Yaratan sadece ve sadece Allah'tır. İnsan ise sadece O'nun yarattığı evrende bir yolcu, O'nun sunduğu nimetleri bir araya getiren aciz bir kuldur.
Ne şeflerin kibri ne de yapımcıların reyting hırsı bu gerçeği değiştiremeyecektir. Medya, RTÜK ve Diyanet üçgeninde herkes sorumluluğunu bilmeli; bu toplumu dinsizlik girdabına sürükleyen ekran saçmalıklarına artık bir dur denmelidir.
Yoksa bu başıboşlukla Müslümanlıkla yoğrulan topraklarımızda pek yakında televizyon ekranlarımızda saatlerce domuz ızgara tarifi izleriz!
Hakan MUHTAR
















