“And olsun ki onlara (niçin alay ettiklerini) sorsan elbette: “Biz ancak (lâfa) dalıp şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun peygamberiyle mi alay ediyordunuz?” (Tevbe Suresi, 65).
Deniz Göktaş, komedyen adı altında, yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam ve Allah’ın dini ile "hâşâ" dalga geçmekten tutuklandı.
Çok da iyi oldu, az bile! Daha önceki köşe yazımda, "Keşke çöp poşeti giydirilseydi," dediğim ifademde olduğu gibi, lafımın hâlâ arkasındayım.
İfade özgürlüğü bahanesiyle Yüce Allah’ın diniyle, Peygamberi ve yüce kitabı Kur'an-ı Kerim ile "hâşâ" dalga geçemezsin, hadsiz pislik herif!
O zaman ifade özgürlüğü adı altında herkes herkese ağız dolusu, ağzından salyalar akıtarak kudurmuş köpek gibi küfür etsin!
Nerede ahlak, nerede ar, nerede edep, nerede saygı? Nerede kaldı insanların inancına saygı?
Sen, iki üç aklıevvel gülecek diye seni yaratan, sana nefes veren, sana akıl veren, sana konuşmak için dil veren Allah ile "hâşâ" dalga geçmeye kalkacaksın!
Bre dengesiz, bre densiz, bre b.k çuvalı!
Sana o tutuklama az bile, inşallah ömür boyu içeride kalırsın…
Diğer taraftan inançlı insanlar, Müslümanlar rencide olmuşken özür dilemek asla yok; hâlâ üstten üstten savunma konuşmaları yapıyor, hâlâ aşağılamaya devam ediyorlar.
Neymiş, ifade özgürlüğüymüş! Alın o ifade özgürlüğünüzü, başınıza çalın!
DUAYEN GAZETECİ AHMET HAKAN NE DİYOR?
Doksan küsur yaşındaki iş adamı Sayın Rahmi Koç bir fıkra anlattı, anında linç kampanyası başlatıldı. Adam çıkıp özür diledi; ona rağmen linç kampanyası günlerce devam etti. Sayın Rahmi Koç haklı mıydı? Hayır, değildi. Özür dilemesi gerekiyor muydu? Evet, gerekiyordu. Özür diledi mi? Diledi. Kürt vatandaşlarımız rencide olmuş muydu? Evet, olmuştu.
Fakat insanoğlu yaşı gereği hata yapabilir. O zaman neden bu tayfa, bu grup, ifade özgürlüğü diyerek Sayın Rahmi Koç'u savunmadı?
Ahmet Hakan köşesinde aynen şöyle diyor: “Deniz Göktaş’ın yaptığı din şakasına sonsuz destek veren DEM’liler, daha dün Kürt kadını fıkrası anlatan 90 küsur yaşındaki iş insanını bir kaşık suda boğmaya kalkışıyorlardı.”
DENİZ GÖKTAŞ'I SAVUNANLAR İÇİN ADALET ÇOK MU ÖNEMLİ? HİÇ DEĞİL!
Sözde komedyen çöpü Deniz Göktaş'ı savunan grubun adalet çok mu umurunda? Hayır, kesinlikle hiç umurlarında değil! İfade özgürlüğü çok mu umurlarında? Hayır, hiç değil! Peki neden bu grup, Deniz Göktaş isimli pisliği savunuyor? Çünkü aynı gruptalar. Açıkça söyleyemiyorlar ama asıl söylenmek istenen olay şu: "Sen bizim gruptan birine nasıl dokunursun, nasıl ters kelepçe yaparak tutuklayıp içeri atarsın?"
Hangi yapılanmaya, hangi tip bir gruba mensuplar; orasını da zaten bilen biliyor.
BALIKESİR'DE EĞİTİMCİ, GAZETECİ, KÖŞE YAZARI ÖĞRETMEN MERYEM ÇILDIR
Peki, öğretmen Meryem Çıldır kimdir?
Kendisi doktoralı bir bilim ve matematik öğretmenidir. 2016 yılında sınavla girmiş olduğu Bilim ve Sanat Merkezinde (BİLSEM) matematik öğretmenliği yapıyordu; yani üstün yetenekli öğrencilerin öğretmeniydi. Matematik alanında doktora yapmış birinin, doğal olarak üstün yetenekli öğrencilere öğretmenlik yapmasından daha mantıklı ne olabilir? On yıllık Bilsem öğretmeni iken Millî Eğitim Bakanlığı’nın eğitim kurumlarına yönetici seçme sınavına giriyor; önce yazılı sınavı, ardından da mülakatı kazanıyor. Fakat sonrasında türlü türlü entrikalara, kumpaslara ve mobbinglere maruz kalıyor.
Meryem Çıldır öğretmen bu süreç içinde ne yapıyor? Hak ve hukukunu aramak için Balıkesir İdare Mahkemesi’ne başvuruyor. Elinde dünya kadar bilgi ve belge var. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Gazetecilik bölümünden bölüm birincisi olarak mezun olduğu için, maruz kaldığı haksızlıkları, bir kadın öğretmene uygulanan şiddeti, mobbingi, zorbalığı, makam ve kariyer hırsızlığını kimseye bir kelime dahi hakaret etmeden, eğitimci bir gazeteci olarak köşe yazılarında yazıp tek tek anlatıyor. Uğramış olduğu haksızlıkları gerçek adalet sahibi olan Türk toplumuna anlatmak ve sesini duyurmak için mücadele ediyor.
Fakat sonuçta ne oluyor? Balıkesir Valisi tarafından, "Senin torpilin yok, sen kimsin ki seni BİLSEM'de yönetici yapacağız? Doktoralı kadın öğretmen olsan dahi torpilin yoksa çöpsün!" anlayışı ile hareket ediliyor.
İfade özgürlüğü ve gazetecilik gibi anayasal hakları hiçe sayılarak, hakkında uydurma bir soruşturma ile önce BİLSEM'den kovuluyor, ardından sürgün gittiği okulda suikast girişimine maruz kalıyor. Üstelik bu suikast girişiminin üstü kapatılıyor. Ardından bir uydurma soruşturma daha açılarak komple Balıkesir’den de kovuluyor…
Meryem Çıldır öğretmen, tam 3 yıl boyunca başına gelen haksızlıkları, adaletsizlikleri, adam kayırmacılığı, bir kadın öğretmene uygulanan ve yaşam hakkını elinden alacak dereceye varan mobbingleri köşe yazılarında yazdı.
Meryem Çıldır öğretmen bu süre zarfında ölüm tehditleri aldı, her türlü sansürle mücadele etti.
Yazmış olduğu köşe yazıları sadece bir tuşa basılmak suretiyle dijital mecralardan silindi. Köşe yazılarının basılı olarak yayınlanmasına izin verilmedi, sürekli sansür adı altında engellendi.
Sürekli olarak; “Sen misin ifade özgürlüğünü kullanan?" denilerek hakkında türlü sudan bahanelerle soruşturma üstüne soruşturma açıldı, ceza üstüne ceza verildi; atama veya görevlendirme adı altında bir okuldan diğerine sürgün edildi.
Peki kaybeden kimler oldu dersiniz? Alanında doktora yapmış hocalarından eğitim alması gereken üstün yetenekli BİLSEM öğrencileri, hak ettikleri halde alanında Türkiye’de bir numara olan matematik öğretmeni Meryem Çıldır’dan alacakları eğitimi tam "dört" yıldır alamıyor.
Peki neden? Çünkü kutuplaşma ve gruplaşma var.
Herhangi bir kutba veya gruba mensup olmayacak kadar devlet üslubuyla yetiştirilmiş olan pırıl pırıl bir öğretmen mesleğinden soğutulmaya çalışılıyor. O ise hem mesleğini profesyonel olarak devam ettirip hem de mesleğinden gram ödün vermeden hukuk mücadelesini eş zamanlı olarak tam 4 yıldır sürdürüyor.
KUTUPLAŞMANIN VE GRUPLAŞMANIN OLDUĞU YERDE ADALET ÖLÜR!
Öğretmen Meryem Çıldır, Anayasa Mahkemesi’ne gitmesine rağmen uğramış olduğu haksızlıkları adalet karşısında hâlen tam anlamıyla kazanabilmiş değil.
Kazanan kimler? Gruplaşan ve kutuplaşan kesim!
Meryem Çıldır öğretmen sendikaya üye. Peki üyesi olduğu sendikasının veya Sayın Ali Yalçın'ın; bir kadın öğretmenin mobbing görmesi, zorbalığa ve şiddete uğraması umurunda mı? Hayır, hiç değil!
Sessiz ve suskun kalarak torpilcilere, mobbingcilere, zorbalık ve şiddet uygulayanlara sessiz destek veriyorlar. Peki neden? Çünkü Meryem Çıldır öğretmen herhangi bir gruplaşma ve kutuplaşma içinde yer almıyor.
Sayın Bakan Yusuf Tekin, Meryem Çıldır öğretmenin köşe yazılarından rahatsızlık duymak yerine, bu yazılara sansür uygulanmasına ve haklı mücadelesinin görmezden gelinmesine göz yummak yerine; öğretmen odası toplantıları yaparken kendisine çağrı yapan Meryem Çıldır öğretmenin sesine kulak verip onu toplantıya özel olarak davet etmiş ve dinlemiş olsaydı, ne bugün Ağrı ilinde Irmak öğretmen evinde ölü bulunacaktı ne de Kahramanmaraş ilinde okulun 14 yaşındaki erkek öğrencisi İsa Aras Mersinli, yanında getirdiği 5 tane 9mm tabanca ve 7 tane şarjör ile dokuzu öğrenci, biri öğretmen olmak üzere 12 kişiyi öldürüp 13 kişiyi yaralayabilecekti…
Çünkü Meryem Çıldır öğretmen, uğramış olduğu mobbingler karşısında yaklaşan tehlikeyi yıllar önce fark etmiş ve alınması gereken tedbirler hakkında pek çok köşe yazısı yazmıştı.
Buna rağmen sansür uygulandı, köşe yazıları silindi ve sonuç olarak Ağrı ilinde Irmak öğretmen, uğramış olduğu zorbalık, şiddet ve mobbingden dolayı evinde ölü bulundu… İsa Aras Mersinli de hepimizi derinden sarsan o ölümcül saldırıyı gerçekleştirdi…
Çünkü Meryem Çıldır, Balıkesir ili Karesi ilçesinde Ali Hikmet Paşa Ortaokulu bahçesinde 2024 yılında dersine giderken okulun 13 yaşındaki bir erkek öğrencisi tarafından uğramış olduğu bez futbol topu suikastı sonrası yaralı olduğu ve tedavi gördüğü esnada okullardaki tehlikeyi görmüştü.
Aylarca görevine dönemeyecek şekilde yaralanmış olmasına rağmen, herhangi bir öğretmen veya öğrenci daha zarar görmesin diye, hasta yatağında kaleme almış olduğu köşe yazılarında Millî Eğitim Bakanlığı’na ve Millî Eğitim Bakanı’na seslenerek acilen okullarda alınması gereken güvenlik tedbirlerini eğitimci bir gazeteci olarak tek tek yazmıştı.
Ancak yine üst üste soruşturmalara maruz bırakılması ve medyanın her türünde tek tek engellenmesi, sansür uygulanması gereken biri olarak görüldü ve sonuç olarak Kahramanmaraş ilinde İsa Aras Mersinli, o korkunç silahlı saldırıyı gerçekleştirdi.
GELELİM ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YERE
Komedyen bozuntusu Deniz Göktaş'ı savunan gruplara ve kişilere seslenmek istiyorum:
Sizin için ifade özgürlüğü çok önemli, öyle mi?
Peki neden ve niçin bir kadın öğretmen olan, gazeteci ve köşe yazarı olan Meryem Çıldır öğretmenin ifade ve fikir özgürlüğünü, makam ve kariyer hakkını, hukukunu ve adaletini bugüne kadar bir kere bile savunmadınız?
Çünkü Meryem Çıldır öğretmen sizin gruptan değil! Kutuplaşma içinde değil, sizin bağlı olduğunuz yerlere bağlı değil!
Sizden olmayan birinin ifade özgürlüğü olamaz, sizden olmayan birinin hak ve hukuku olamaz, sizden olmayan birinin suikasta maruz kalması hiç önemli değildir; sizden olmayan birinin makam, mevki ve kariyer hakkı olamaz, değil mi?
Hadi korkmadan, utanmadan, çekinmeden, ağzınızdan köpükler ve salyalar saçarak böğüre böğüre söyleyin! "EVET" deyin! Korkmayın, söyleyin artık! Toplum uyandı, oynanan tüm oyunların farkına vardı. Söyleyin, çekinmeyin!
Onların grubundan olursanız ünlü olursunuz, komedyen olursunuz, eşek yüküyle para kazanırsınız. "Hâşâ" Allah, yüce kitabı Kur'an-ı Kerim ve Peygamberi ile dalga geçersiniz; gözaltına alınacak olursanız aynı grubun üyeleri canla başla, avazı çıktığı kadar bağırır, "ifade özgürlüğü" der, hak, hukuk, adalet çığırtkanlığı yapar.
Fakat onların grubundan olmazsanız, makam ve kariyer hakkınız elinizden çalınmış olsa dahi, mahkemelerde yıllarca bir başınıza adalet ararsınız…
Sizin sesinizi duymak yerine sesinizi kısmaya, yazılarınızı sansürlemeye ve mobbingcilere de "işini bitir" mesajı vermeye devam ederler.
İŞTE ÜLKEMİZDE HAK, HUKUK VE ADALET
Hangi gruptansın? Torpilin kimden? Hangi sendikadansın, hangi cemaatin üyesisin? Hangi mason localarına bağlısın, hangi siyonist rejime hizmet ediyorsun? Hangi partinin adamısın, kimin trollerindensin, kimin yandaşısın? Ona göre ifade özgürlüğün var, ona göre hak, hukuk ve adalet sistemine bağlısın; ona göre gazeteci, ona göre köşe yazarısın. Ona göre komedyensin, ona göre makam ve mevki sahibi olursun. Yoksa açıkçası kölelik sistemine tabisin, çöpsün, yerin çöplüktür!
Hakan MUHTAR
















