Urla Kekliktepe’de ortaya çıkan tablo, artık sadece bir imar tartışması değil…
Bu, doğrudan kamu vicdanını ilgilendiren bir mesele.
Tarım arazisi statüsünde olan bir bölgede, yüzde 5 yapılaşma izni varken, nasıl oluyor da 11 lüks villa yükseliyor?
Asıl soru şu:
Bu yapılar gerçekten “kaçak” mı, yoksa bir şekilde göz mü yumuldu?
Eğer kaçaksa;
Bu kadar büyük ölçekli yapılaşma yıllardır nasıl fark edilmedi?
Eğer değilse;
Bu projelere ruhsat verildi mi? Verildiyse hangi şartlarda verildi?
Buradan açıkça sormak gerekiyor:
Urla Belediye Başkanı Selçuk Balkan bu süreçte ne yaptı?
Denetim mekanizmaları neden zamanında işlemedi?
Yoksa bu yapılaşmalar, küçük hobi bahçelerine gösterilen hassasiyetin dışında mı tutuldu?
Bugün küçük bir vatandaş, birkaç metrekarelik yapısı için yıkım tehdidiyle karşı karşıya kalırken…
Milyonluk villaların yıllardır ayakta kalması, kamuoyunda ciddi bir eşitsizlik algısı yaratıyor.
Bu noktada mesele sadece kaçak yapı değil, adalet duygusudur.
Eğer ortada bir usulsüzlük varsa:
Kim sorumlu?
Hangi müteahhitler bu projeyi yaptı?
Hangi süreçlerden geçti?
Ve en önemlisi…
Bu yapıların akıbeti ne olacak?
Sessizlik, bu soruların cevabı değildir.
Urla Belediyesi’nin ve ilgili tüm kurumların artık net konuşması gerekiyor.
Şeffaflık, bu tür iddiaların en güçlü ilacıdır.
Çünkü bu konu yalnızca birkaç villa meselesi değil…
Bu, tarım arazilerinin geleceği, kent planlaması ve kamuya olan güven meselesidir.
Ve unutulmamalı:
Eğer bir yerde kaçak yapı varsa, bunun küçüğü büyüğü olmaz.
















