Bazen bir isim, sadece bir görev unvanından ibaret değildir.
Bazen o isim, bir duruşu… bir vicdanı… bir mücadeleyi temsil eder.
Seferihisar’da görev yaptığı dönemde yakından tanıma fırsatı bulduğumuz Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu, bugün Tunceli’de yürüttüğü görevinde de aynı kararlılığı, aynı hassasiyeti ve aynı adalet duygusunu ortaya koymaya devam ediyor.
Görev yeri değişti…
Ama değişmeyen bir şey var:
Adaletin peşini bırakmayan bir irade.
2020 yılında kaybolan ve uzun süre kamuoyunda karanlıkta kalan bir dosya…
Belki de unutulmaya terk edilmişti.
Ancak Ebru Cansu bu dosyayı sadece bir “soruşturma” olarak görmedi.
Bir hukukçu kimliğiyle…
Ama aynı zamanda bir anne yüreğiyle yaklaştı.
“Arkasında kim olursa olsun, neye mal olursa olsun bu işin peşini bırakmayacağım.”
Bu cümle, sıradan bir bürokratik yaklaşımın değil;
mesleğini gerçekten içselleştirmiş bir vicdanın ifadesiydi.
Adalet, sadece kanun maddeleriyle değil,
o maddelere hayat veren insanların cesaretiyle var olur.
Ebru Cansu’nun ortaya koyduğu bu duruş,
bugün toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şeyin ne olduğunu bize açıkça gösteriyor:
Korkmayan, yılmayan, eğilmeyen adalet insanları.
Kendisiyle geçmişte yaptığımız sohbetlerde,
kızım Melisa’nın ona duyduğu hayranlığı hatırlıyorum.
Bir çocuğun, bir başsavcıya bakıp “ben de böyle olmak istiyorum” demesi…
Aslında geleceğe dair en güçlü umuttur.
Çünkü rol modeller, sadece başarılarıyla değil,
duruşlarıyla iz bırakır.
Bugün sadece Ebru Cansu’yu değil;
görevini layıkıyla yapan,
adaleti bir makam değil bir sorumluluk olarak gören
tüm savcıları, hakimleri ve hukuk insanlarını da saygıyla anmak gerekiyor.
Geleceğimiz Nereye Gidiyor?
Öte yandan toplum olarak başka bir gerçekle de yüz yüzeyiz.
Son dönemde okullarda artan şiddet olayları…
Çok küçük yaşlarda suça karışan çocuklar…
Dijital dünyanın kontrolsüz etkisi…
13–14 yaşındaki çocukların,
şiddeti bir çözüm gibi görmesi artık tesadüf değil.
Burada sadece çocukları konuşmak eksik kalır.
Aileyi, eğitimi, sosyal medyayı ve toplumsal yönlendirmeyi de konuşmak zorundayız.
Çünkü çocuk önce evde büyür,
sonra sokakta şekillenir,
en son dijital dünyada savrulur.
Eğer bu üç alan arasında bağ kuramazsak,
geleceğimizi kaybetme riskimiz büyür.
Adaletin güçlü olması, toplumun güçlü olması demektir.
Ama aynı zamanda sağlıklı bir toplum,
adaleti anlayabilecek bireylerle mümkündür.
Bu yüzden hem adalet sistemine sahip çıkanlara,
hem de geleceğin bireylerini doğru yetiştirmeye çalışanlara
her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Ebru Cansu gibi isimler umut veriyor.
Ama bu umudu sürdürebilmek bizim elimizde.


















