Sevgili okurum, bu yazıma sizlerden özür dileyerek başlamak istiyorum.
Çünkü neredeyse 18 yıldır ilçem Seferihisar’da Doğa olayı denince aklımıza ilk gelen “deprem”den bahsediyor, depremin değil binaların zarar verdiğini anlatmaya çalışıyorum.
Küresel iklim değişikliğinin de etkileri ile ve fakat en çokta insanımsıların sebebiyet verdiği orman yangınlarına karşı; ikazlarda bulunuyor, gerek deprem gerekse yangınlara karşı bölgesel özelliklerimizin de nedeni ile öncesi ve sonrası tedbirleri sıklıkla hatırlatıyorum bilirsiniz.
Her ne kadar 2009 yılından beri ilçem ve yarımada bölgemizde ağırlıklı olarak deprem ile ilgili farkındalık çalışmaları yapsam da, ülke sathında 100.000 civarında yurttaşımıza Deprem Seminerleri ve Temel Afet Bilinci eğitimleri versem de atladığımız, üzerinde yeterince durmadığımız belki de dikkate almadığımız Tsunami konusuna dikkat çekmek istiyorum.
Elbette ki deprem gibi yıkıcı doğa olaylarına karşı refleks olarak gelişen, teorik ve saha eğitimlerini bu yönde alan arama kurtarma personeli ve gönüllülerinin özellikle 30 Ekim 2020 de yaşadığımız “Tsunami” konusunda kendilerini sorumlu hissetmeleri, aslında onları sorumlu tutmaktan ziyade onların kendilerini sorumlu hissetmesi; vatanlarını lafla değil eylemle sevdiklerinin en iyi göstergesi olarak kabul edilmelidir.
İlçemiz, ilimiz, ülkemiz ne kadar depremsellik açısından risk taşıyor ise, özelinde ilçemiz Seferihisar ve hatta neredeyse denize kıyısı olan tüm yerleşim yerlerimizin; karasal alanlarını etkileyen deprem kadar “Tsunumi” tehditinden de, bahsetmek, kapasite artışları için tartışmalar açmak, eğitimlerde birkaç dakikalık ifadelerden ziyade yöre özelliğine göre daha uzun ve ayrıntılı anlatmak, bu riske karşı da farkındalık geliştirmek, içinde yaşadığımız toplumumuzun bilinçlenmesine katkı koymak gerekiyordu.
Nitekim; 30 Ekim 2020 tarihinde yaşadığımız, Sisam’dan yola çıkıp, Seferihisar’ımızın altından geçerek, İzmir Bayraklı/Bornova’ da yıkım ve can kayıplarımıza sebebiyet veren deprem; ilçemizde yıkıma neden olmasa da, yarattığı deniz taşkınlığı “tsunami” sonucunda bir yurttaşımızın maalesef hayatını kaybettiğini biliyoruz.
Tsunaminin böylesine büyük ve etkin bir tehdit olduğunu yaşadığımız acı tecrübe ile öğrendiğimiz halde neden yeterince dikkate alıp en azında sizlerle paylaşım yapmadığıma ben de bir anlam veremiyorum.
Aslında afetlere dönüşen doğa olaylarda; %99 başarının, başarı olmadığını da bilen, söyleyen bir kişiyim.
Belki çok ciddiye alınmaması, önlenebilir (can kaybı açısından), öngörülebilir çok basit ve pratik tedbirler ile atlatılabileceği düşüncesi mi acaba?
Bu bir hata ise, hatanın neresinden dönersek kardır diyelim ve doğa olaylarına karşı eğitim ve bilinçlenmenin özellikle “Tsunami” gibi olaylarda çok daha önemli olduğunu vurgulayarak işe başlayalım…
24 – 25 Şubat 2026 tarihlerinde, Seferihisar Belediyemizin ev sahipliğinde; UNESCO Hükümetlerarası Oşinografi Komisyonu tarafından yürütülen “Kuzeydoğu Atlantik ve Akdeniz Bölgelerindeki Kıyı Topluluklarının Tsunami ve Deniz Seviyesiyle ilgili Diğer Kıyı Tehlikelerine Karşı Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü koordinasyonunda ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi iş birliğiyle “CoastWave 2.0 Projesi Standart İşleyiş Prosedürleri Çalıştayı gerçekleştirilmiştir.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinin alanında yetkin ve donanımlı çok değerli akademisyenlerinin değerli sunumları ile ilçemizin aslında ne kadar da bu tip tehditlere karşı açık olduğunun çıplak gerçekliği ile maalesef ki yüz yüze gelmiş durumdayız.
Belki de öngörülebilirliği yüksek, erken ihbar ve ikaz sistemleri gibi çok basit tedbirler ile can kaybı yaşanmadan atlatılabilecek olan bu tehdite karşı etkin, güçlü ve gerekli adımları atamayışımız da bizim ve bizimle birlikte tüm karar vericilerimizin ayıbı olsun.
Sevgili okurum, nasıl depremin bir doğa olayı olduğunu biliyor isek, deprem sonrası oluşma ihtimali olan tsunaminin de doğa olayına bağlı ikincil bir doğa olayı olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Tsunami etkisi yaratacak kadar etkin ve özellik arzeden depremin büyüklüğü, yerleşim yerimize uzaklığı ile doğrudan orantılı olarak kıyılarımızı, sahil kentlerimizi oluşacak tsunaminin etkileyebileceğini unutmayalım.
Fakat unutmayalım ki; “Her deprem bir tsunami yaratmaz, her tsunami bir eylem gerektirmez.”
Depremin büyüklüğü, coğrafik yeri, derinliği, yerleşim yerlerine etkisel şiddetini 24 saat esasına göre ölçen, takip eden ve sadece ülkemizi değil neredeyse Ege ve Doğu Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkelere tam zamanlı ve doğru bilgiler veren, tam 158 yaşının bilgeliği ve olgunluğunda olan, Kadndilli Rasathanemizin ilgili birim ve kurumlara yapacağı ihbar ve ikaz ile bu tehditten haber alınarak buna tedbir geliştirilmesi; inanın depreme karşı hazırlıklarımızla kıyaslanamayacak kadar hızlı, etkin, ekonomik açıdan çok ucuz, basit ve anlaşılabilir derecededir.
Doğa olaylarından “deprem” de doğru davranışlar için “öncesi, esnası ve sonrası” olmak üzere bir döngü şeklinde çok ciddi, imar planları, zemin raporları, inşaat statik ve mimari çizimleri, işçilik kalitesi ve elbette denetim mekanizması kadar, geniş ve zahmetli alanlarda bir takım hazırlık, tedbir ve önlemler içeren, eylemlerden bahsediyor iken; Tsunami konusunda sadece öncesi ve esnasında alınacak ve uygulanabilecek çok basit tedbirler yeterli olabilecektir.
Tsunamiye karşı alınması gereken tedbirleri, yani öncesi ile ilgili neler yapılmalı? nelere dikkat etmeli? kimlerin elini taşına altına nasıl koyması gerektiği sorularına önümüzdeki yazımda açıklıklar getirmek üzere Ramazan ayınızın da hayırlara vesile olması dileklerimle sağlık ve esenlikler diliyorum.
Vahdi SARIKAYA
















