Kendimi bildim bileli ülkemizde ve iç içe geçtiğimiz Orta Doğu coğrafyasında ne kan durdu, ne gözyaşı, ne de insanlar huzur buldu.
Bir benzetme yapacak olursak; yaşadığımız Dünya’nın sanırım “motor” hareketini sağlayan organı Anadolu’nun da içinde olduğu “Orta Doğu” coğrafyası diyebilirim.
Bütün “Kutsal Kitaplar”, bütün tek tanrılı dinler bu coğrafyadan doğmuş, neredeyse tüm bilimlere gebelik yine bu coğrafya da başlamıştır.
Elbette bu günlerde yaşanılanların nedeni olarak, bütün bunlara sebep bir çırpıda aklımıza “petrol” olarak gelse de, yaşanılan savaşların binlerce yıldan fazladır süren geçmişi olduğunu unutmayınız.
O zaman bu savaşların başka bir nedeni olmalı?
Fakat asıl yaklaşımım, bu giriş kısmında açıklamaya çalıştığım demografik ve güncel kaostan ziyade, insanın aklını insanlık için daha çok kullanmaya başladığı İkinci Dünya savaşından sonraki akıl almaz davranışlarının nedeni ve niçini geliyor.
Geçmişin görkemli ve bir o kadarda travmatik yaşamını bir kenara bırakmadan, gerekli dersleri alarak geleceğe bakmamız daha doğrudur.
Bu durumda, yakın tarihimize, bölgenin kaotik yapısına “petrol” neden oluyor diyebiliriz.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi, Ortadoğu ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, haddini ve diplomasi sınırlarını aşarak ülkemizin siyasal yapılanması ve devletimizin yeniden şekillenmesi üzerine adeta vaazlar veriyor.
“Orta Doğu’daki ulus devletlerin 1916’da İngilizler ve Fransızlar tarafından (Sykes-Picot Antlaşması ile) Osmanlı İmparatorluğu üzerinde düz çizgiler’ ile yaratıldığını”,
Orta Doğu diye bir şeyin olmadığını, bölgenin egemen devletlerden oluşan bir yer olmaktan ziyade ‘kabileler ve köylerden” oluştuğunu savunan Barrack’a göre Orta Doğu hiyerarşisi şu şekilde imiş: Birey, aile, köy, kabile, topluluk, din ve en son ulus.
Tom Barrack’ın bazı doğru tespitlerini emperyalistlere hizmet edecek şekilde nasıl yorumladığına bakalım şimdi de: “1919’dan beri bölgenin ulus devletler tarafından engellendiğini ve her devletin farklı bir hükümet türüyle yönetilmesi fikrinin iyi işlemediğini öne sürerek, Batı’nın bölgeye demokrasi dayatmasını bir hata olarak nitelendirmiştir. Orta Doğu’da ‘müşfik monarşilerin’ en iyi çalışan model” olduğunu da savunmuştur.
Ve savunduğu, önerdiği, uygulansın diye örgütlemeye çalışıp desteklediği düşüncelerine son noktayı Monarşik bir rejimi yıkan, bölgede ve dünyada mazlum ülkelere ve uluslara örnek olan, bunu yaparken de dişiyle tırnağı ile canı ile kanı ile yedi düvele karşı savaşan:
"Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir."
"Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz."
Diyerek savaşan, "Yurtta sulh, cihanda sulh." Şiarı ile hareket ederek de Kurtuluş Savaşını kazanıp, özgürleşen bir ulusun toprağında Antalya’da katıldığı toplantıda söylüyor.
Evet,
Tom Barrack’ın özlediği rejim bir monark etrafında monarşi ise şu anki reisinden daha uygun bir dönem zor bulunur.
Derhal ülkede istenmeyen adam ilan edilmelidir.
Gelelim Ahmet Davutoğlu’na;
Birkaç gün önce Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde okullarımızda yaşanılan katliam 85 milyon insanımızı derinden etkilemiş, acısı ve kederi her birimizin acı ve kederi olmuştur.
Bu günleri tasavvur ederek geleceğini kurgulaması gereken makamlarda oturan kişilerin bu gün ağlamaya, sızlanmaya, dövünmeye ve tüh tüh demeye hakları yoktur.
Bırakın bu timsah gözyaşlarını…
Siz, kaymakam, vali, milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı idiniz.
Sayın Ahmet Davutoğlu, siz hangi ülkede yaşıyorsunuz?
Siz verdiğiniz bir emir ile devletin bütün organlarını harekete geçirebilecek, doğruya doğru yanlışa yanlış diyebilecek güçlerin sahibi idiniz.
Derdiniz geleceğimiz olsaydı,
Derdiniz gençlerimiz olsaydı,
Derdiniz eğitimin niteliği olsaydı,
Derdiniz öğrencinin başarısı, öğretmenin huzur ve güvenliği olsaydı,
Derdiniz mutlu ve huzurlu insanların yaşadığı bir ülke olsaydı,
Biz daha dün bu acıları yaşamazdık.
Acının tarifi yok biliyorum.
Ama bu acıyı fırsata çevirerek daha büyük acı ve travmalara neden olacak kurgulamaları yapmak hainliktir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız yaşadığımız travmanın izleri ile kutlanmalı.
Bir daha bu acıların yaşanmaması için alınacak dersler ile kutlanmalı 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramları.
Daha güvenli, daha güvende öğrenci ve öğretmenler ile daha başarılı çocuklar için okullar, sokağında çarşısında pazarında daha mutlu insanların yaşayacağı bir ülke inşa etmenin derdi ile kutlanmalıdır.
Asla ve kata Orta Doğu özel temsilcisi Tom Barrack’ın da özlemle beklediği, önerdiği, savunduğu, amaç edindiği, üstlendiği görev şeklinde monarkın kulu, kölesi, ümmeti olarak değil.
İşte tam da bu nedenler ile Tom Barrack ülkeden gitmeli, giderken de Ahmet Davutoğlu’nu da yanında götürmelidir.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı buruk şekilde, hayatını kaybeden çocuklarımızdan özür dileyerek, kendini öğrencilerine siper ederek hayatını kaybeden öğretmenimizden özür dileyerek kendilerini rahmet ve saygıyla anarak kutluyorum.
“Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, gedikten sonra dövünmenin yararı yoktur – Mustafa Kemal ATATÜRK”
Vahdi SARIKAYA
















