Sevgili okurum,
Acımız büyük.
Yaşanılan acıları paylaşıyor olsak da, acılar paylaşıldıkça azalır desek de Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde hayatlarını kaybeden gençlerimizin ailelerine sabırlar diliyorum öncelikle.
Gerçekten yaşadıkları acının tarifini yapmak mümkün değil…
Geldiğimiz nokta:
Ülkemizi yıllardır küçük Amerika yapmak için uğraşanların gözü aydın,
Ülkemizin yönetselliğinde illaki Çağdaş/Laik/Dindar mihvelinde okullarımızda ki eğitimi çatışmalara sürükleyenlerin gözü aydın,
Ülkemizi, liyakatsızlıkla yönetmek için ısrarla çalışanların gözü aydın,
Ülkemizde, ahlaksızlara, yalancılara, hırsızlara, hukuksuzluk yapanlara göz yumanlar gözünüz aydın,
Ülkemizi adaletten, hukuktan, disiplinden, umuttan, gelecekten uzaklaştıranlar gözünüz aydın,
Tv. programlarında sabah-akşam saçma salak mafya dizileri izletenler, silahla, gaspla, çirkin ilişkilerle filmler izletenler gözünüz aydın,
Okullarda eğitim yerine, disiplin yerine cemaatvari yapılanmaları öne çıkartanlar gözünüz aydın,
Sonuçta küçük Amerika yaptınız ülkemizi.
Çok üzgünüm…
Sevgili okurum bu haftaki yazımın başlığı “NEDEN” idi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde çocuklarımıza yaşatılan bu katliam ve vahşetin lütfen “nedeni” ni sorgulayın ve verdiğiniz yanıtlara göre tedbirlerinizi düşünün.
Çünkü, aşağıda ki yazımda da anlatmaya çalışacağım şekilde “neden” ve “niçin” lere, akılla-düşünceyle yanıtlar verip çözümlerini üretemediğimiz sürece bu tip sorunlar ile her daim uğraşmak, boğuşmak ve yüzleşmek zorunda kalacağız.
Ve ateş ne zaman bizi yakarsa ki o zaman da geç kalmış olacağız.
Neden!
Nedeni bir çırpıda anlatılabilecek ve açıklanabilecek olsaydı, sanırım bu gün ne bu konuyu ne de bu konuya benzer konularımızı konuşuyor, tartışıyor, yazıyor, haykırıyor olacaktık.
Aslında, kısa bir süre içerisinde ülkemiz de bir doğum gerçekleşecek bu net.
Sancıların hayra mı şerre mi gebe olduğuna ise sanırım doğumdan sonra hep birlikte görerek karar vereceğiz, nedenini belki de anlayamadan.
İşte tam da böyle günlerde “efendim, sadece siz mi aldığınız maaşların yetersizliğinden bahsediyorsunuz” denmemesi, düşünülmemesi için farklı mecralardan benzetmeler yaparak sizlerden bu yazımı okumanızı ve paylaşmanızı rica edeceğim.
Evet sevgili okurum, sevgili yurttaşlar.
Hak verilmez alınır biliyorsunuz.
Ama emin olunuz ki bazı meslekler vardır, bazı meslek erbapları vardır ne haklarını alabilirler ne de haklarını anlatabilirler.
Bunlardan biri Emniyet teşkilatımızın güzide “Polis” memurları bir diğeri de göz bebeğimiz, gururumuz ordumuz Türk Silahlı Kuvvetlerimizin omurgası olan Astsubaylarımızdır.
Elbette bu meslekler yaygınlaştırılabilir, sadece iki meslek grubu ile sınırlandırmak hiç de doğru olmaz haklısınız.
Ama gerçekten bu iki meslek grubu çalışanı ve emeklisine, onları anlamaya yönelik anketler yapılırsa sanırım vicdanımız kan ağlardı.
Örneğin ben bir soru ile başlayayım. Polis memurlarımız arasında “neden intihar sayısı çok?” sadece görev şartları ağır diye mi?
Ve Neden, TBMM’de, araştırma komisyonu kurulma gereği duyulmuyor?
Ben, Astsubay bir babanın Astsubay bir oğluyum. Tam tamına 62 yıldır Astsubay ekmeği yiyen sıradan bir yurttaş olarak bildiğim ve tanıdığım iki meslek grubunu örnek verdiğim için de lütfen beni yadırgamayın.
Mavi Vatandan, Yeşil Vatana, Yeşil Vatandan tüm Anadolu coğrafyasına denizinde, havasında, karasında; bu ülkenin ufuk hattında, gözünüze neresi görünüyorsa bilin ki o gördüğünüz hattının önünde ve ardında en az bir Astsubay vardır.
Kimi zaman bir komutan.
Kimi zaman bir öğretmen.
Kimi zaman bir baba.
Ama her daim bir Astsubay olarak.
Gerektiğinde gözünü kırpmadan şehadet şerbetini içecek cesarette.
Vatan evlatlarına komutanlık, abilik, babalık yapan. Onları kendilerinden bile daha çok koruyan ve kollayan bir amir bir üst olarak.
Asıl konuya girmeden önce benzer özelliklerimiz olan Polis memurlarımız ile ilgili bir anekdot paylaşmayı da görev biliyorum sevgili okurum.
Zamanın boşbakanı Cin Ali lakaplı, Binali Yıldırım, İzmir’de bir açılış yapacak. Cin gibi zekasını ailesinin yapılanması için harcayan bu harcamaları yaparken de devletin tüm olanaklarını gözünü kırpmadan hoyratça kullanan dönemin başbakanıdır. Kendisine hizmette sınır tanımayan onlarca polis memurlarının arasından onların yüzüne bakma gereği bile duymadan, günaydın – iyi geceler deme nezaketinde bile bulunmadan kös kös önlerinden geçip gidiyordu.
Neden?
Tuvaletini yapacağı zaman kendinden önce tuvalete giren ve hijyen ile güvenlik tedbirlerini kontrol eden, attığı her adımdan önce adım atan, nefesinden önce nefes alan, korumalarına selam vermeyi bile kendine zul gören zihniyet ürünlerinin ülkesinde yaşattıklarının bir nedeni olmalıydı.
İşte bu nedenleri ortadan kaldıramaz isek bazı meslek grupları beyaz yakalı olarak adlanacak, bazı meslek grupları yakasız olarak gerektiğinde renklendirilecek şekilde hazırda bekletileceklerdir.
Bazıları ise; hiçbir ülkede emsali olmayacak şekilde meslek kabul edilecek, ballı kaymaklı “meslek” gibi lanse edilerek bu milletin kanını emecek…
Zihniyet, tam olarak da bunu sürdürmek, sürdürülebilir halde tutmak, bilerek, istenerek oynanan bir oyunu yansıtmaktı.
Elbette ki, etnik konulardan uzak, mezhepsel yaklaşımları benimsemeden, bizi ümmet olmaktan, kul olmaktan çıkartıp insan olmayı öğreten, insan olduğumuzun farkına varmamızı sağlayan Cumhuriyetin temel değerleri ve ilkeleri ile kurucularının gösterdiği yolda, okuyarak, öğrenerek, bilgiyle, emekle çalışarak, yazarak, anlatarak sorunlara, sorunlarımıza çare bulmaya, çare olmaya devam edeceğiz, etmek de zorundayız.
Neden mi?
“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”
“Şayet bir gün çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun.”
“Zafer, ‘Zafer benimdir’ diyebilenindir. Başarı ise, ‘Başaracığım’ diye başlayarak sonunda ‘Başardım’ diyebilenindir.”
Diye söyleyen, bizim ebedi ve tek liderimiz olan Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün emir ve direktifleri olduğu için. Aklını parayla, ihanetle, talanla, yalanla bozanlara inat…
Evet, yavaş yavaş bize, Astsubaylarımıza gelelim.
Devletin, kendi ihtiyaçlarına binaen çocuk yaşta alıp (13 – 15 yaş) kullanacağı, istediği gibi eğiteceği, sorgulama yapmadan elini değil yüreğini taşın altına koyacak yetenekli, bilgili cesur insanlara ihtiyacı vardı.
Devletimiz, bu cesur insanları da nereden nasıl bulacağını çok iyi biliyordu.
Zaten her Türk asker doğuyor, askerlik bu coğrafyanın asıl iş kolu oluyordu.
Yoksullaştıkça Anadolu, yiğitleri çoğalıyor, yiğitleri çoğaldıkça fakirleşen yine Anadolu’nun yiğit insanı oluyordu.
Aslında, devlet sadece bu insanları nerede bulacağını değil, nasıl yöneteceğini de çok iyi biliyordu.
Çünkü insanlığın tarihi varlığı kadar geçmişe uzanıyordu Türk Devletlerinin de varlığı.
Ve aslında hepimiz de gerçekten gurur duyuyorduk bu oluşumdan.
Sorunun belki de başlangıç noktasını bu yaklaşım oluşturuyordu…
Bulunduğu pozisyon ile kendinle gurur duyacak, giydiği üniforma ile ailesine o gururu yaşatacak geldiği kırsal alandan da kıskanılacak biri olacak belki de yoksulluktan kurtulup iyi bir gelecek kuracaktı kendine, çocuklarına ailesine.
Hayaller Paris gerçekler ise Uganda gibiydi.
Yoksul ve yoksunluk ise katmerleşerek gittikçe kaotikleşen bir halde gizli bir ajanda olarak kalacaktı, her daim bu meslek grubunu tercih edenler arasında.
“Usul, esasa mukaddemdir”
Her ne kadar hukuki bir ilke olarak bilinse de, aslında Astsubaylık mesleğinin de ilkesel özetini oluşturuyor diyebilirim.
Kağıt üzerinde, uzaktan bakıldığında her şey yolunda, güllük gülistanlık, herkes mesut, mutlu ve gururla işini yapıyordur.
Evet gerçekten de, herkes işini yapıyordu.
Hatta işini gerçeklerin ötesinde de yapanlar bile vardı ve bu yapanlar da çoğunlukla Astsubaylar olarak bilinir ve anılırlardı.
Çünkü, onların mesleki kariyerleri ve gelecek planlarında sınıf atlamak gibi bir hedef en azından neredeyse tamamında yoktu, tek tük olanları saymazsak.
Zaten bu kadarı kadı kızında da oluyordu.
Bu yüzden kurmaylık, yurt dışı daim görev gibi beklentileri olmadığından sadece vazifelerini yapar, yapmak için gayret sarf eder, nöbetten nöbete, görevden göreve giderlerdi.
Çünkü; “Vatanını en çok seven, görevini en iyi yapandır” şiarını ilke edinmiş ve ona göre eğitilmişlerdi.
Hedefi; kurmay olmak, kurmay olduktan sonra da paşa olmak ya da yurt dışı daim görevden göreve koşmak olanlardan ziyade.
Aslında temelde özlük hakları ile bağdaşan sorunlar yaşasalar da, geçmişten, 13-15 yaşından itibaren getirdikleri amire itaat ve emir komuta disiplini ile şekillenen astlık onuru ve ve bundan bağımsız dik duruş sorunu yaşayan, yaşatılan bir meslek grubudur Astsubaylık.
Kimileri buna disiplin dese de,
Kimileri buna askerlik dese de
Yanlış anlaşılmanın bilerek, istenilerek verilen en yalın, basit ve saçma hiçbir akademik tabana oturamayacak yanıtlarıdır bunlar.
Sevgili okurum, bir lisede müdür ile öğretmeni, bir hastanede doktor ile hemşireyi, bir mahkemede hakim ile mübaşiri ya da bir karakolda Subay ile Astsubayı kıyaslayabilir misiniz?
Kıyaslamaya kalkarsak sanırım sadece lisede ki müdür ile öğretmeni kıyaslayabiliriz çünkü aynı okuldan mezun olup mesleki kariyerlerine ya da hedef ve başarılarına göre tercih edecekleri bir durumdur. Müdür ya da öğretmen olmak.
Evet, hemşire doktorun yapabildiği bir işi asla yapamaz. Ama bir doktor hemşirenin her yaptığı işi yapma yetenek ve bilgisine sahiptir.
Bir mübaşir bir hakimin işini kesinlikle yapamaz. Hakim ise mübaşirin yaptığı her işi mübaşirden daha doğru ve nitelikli olarak yapma yetisine sahiptir.
Gelelim bir Astsubay, Subayın yaptığı işi yapabilir mi sorusuna.
Kesinlikle Evet, yapabilir yanıtına şaşırmayın lütfen.
Peki bir Subay, bir Astsubayın yaptığı işi yapabilir mi?
Bu soruya da Kesinlikle hayır yanıtı vereceğim.
Bu bilgilere narsistçe paylaşılan bilgi değildir. İlgili bakanlık ve kurumlardan somut ve doğru olarak teyit edilebilecek bilgilerdir.
O zaman hal böyle iken,
Bir kişi Subay olarak başladığı meslekten emekli olduğunda başlangıçta aldığı maaşın bir tık üzerinde maaş ile emekli aylığı ile ayrılıyor iken, Astsubay emekli olduğunda mesleğe başladığı dönemin altında bir maaş ile NEDEN emekli aylığı alıyor?
Neden?
Bunun nedenini kim açıklayabilir?
Hangi kitaba sığar?
Hangi adalet terazisi tartar?
Hadi buyurun bunun nedenini siz bulun sevgili okurum.
Adalet kılıcının iki tarafı da keskin, iki gözünüz de kapalı unutmayın sakın.
Evet sevgili okurum,
Bu kadar sorunlu coğrafyada, bu kadar kanın akıtıldığı coğrafyada, açlık ile yokluk arasında incecik pamuk ipliği ile hayata tutunduğumuz bu günlerde etrafınızda, ailenizde bir Astsubay var ise, bir Astsubay emeklisi ile tanış olduysanız, onu anladığınızı ve davasında haklı olduğunu belirtiniz ve destekleyiniz.
Çünkü, bu konu ve buna benzer konularda ki nedenleri ortadan kaldırmaz isek “neden” soruları her fırsat ve ortamda size yöneltilecek ve yanıtlarını vermekte zorlanacaksınız.
Sadece yanıtlarda değil, mutlu ve huzurlu bir yaşamı paylaşmakta da zorlanacaksınız.
Vahdi SARIKAYA
















