Yazılı ya da efsanelere dayanarak kurgulanmış insanlık tarihi, hep birilerinin koltuk savaşı sonucu geniş yığınların çoğunlukla dram ve kanlı gözyaşları ile doludur bilirsiniz.
Ne bir kâhinim ne de kehanet yapacak kişiyim.
Fakat öyle bir döneme denk geldik ki "Allah hepimizi ıslah etsin" demekten başka bir şey de kalmıyor sanırım.
Her an havadaki tozdan nem kapıp, el bombasının pimini çekerek salonumuz olmasa da "Orta Doğu’nun" tam ortasına bırakan, sözde İsrail özde ise onu komuta eden haçlı zihniyetinin devamı, Emperyalizmin temsilcisi, patronları ve bu şer odaklarına sözde kafa tutanların hesabı biraz değil çok daha fazla kan, dram ve gözyaşı istiyor.
Evet, ortalıkta şimdilik bir (1), Hitler’in ruhu dolaşıyor.
Vicdanı olan, aklı olan, duyguları ile insanca, kalpten sevmenin, sevilmenin, ananın, evladın, kardeşin, eşin, sevgilinin ne demek olduğunu bilen hiç kimse, ama hiç kimse; bu yapılan vahşete, zulme ve insanlık dramına sessiz kalamaz.
Gözyaşlarının rengi yoktur demiştim yıllar önce.
Evet rengi de, ırkı da, cinsiyeti de, dili de yaşı da, sesi de yoktur gözyaşının.
İsrail ve soykırımcı Netenyahu, insanlığın olduğu kadar; ahlakın, vicdanın, inançların ve sosyalleşen tüm toplumların, çevre ve doğanın da düşmanıdır.
Şimdilik resmi rakamlara göre 80.000 - 90.000 civarında ölen kişinin, neredeyse tamamının sivillerden, çocuklar ve kadınlardan oluştuğunu biliyoruz.
Netenyahu yargılanmalıdır.
Buraya kadar yazılanlara, sanırım konu güncel ve halen sorunlu olduğu için aranız da itiraz edecek kimse çıkmayacaktır.
Var ise lütfen dürüstçe geri dönüş yapsın.
Evet bu bir kötülüktür ve kötülüğe karşı durulmalıdır. Ses çıkartmalı, masaya da yeri geldiğinde yumruğu vurmalıyız, katılıyorum.
Fakat sırf aynı dine mensup olduğumuz için değil, en başta insan olduğumuz “duygularımız, vicdanımız, aklımız” hayır dediği için dur demeliyiz, soykırıma ve insanlık dramına…
Peki hal böyle iken; kendi ülkende, kendi vatanında ve kendi kanından, canından olan hısım, akraba, konu komşunun çoluğuna, çocuğuna, kadınına, gencine, yaşlısına, bir harf öğretmeye çalışan öğretmenine, doğum yaptıran doktoruna, hemşirene, hırsıza-ahlâksıza-uğursuza karşı seni gece gündüz korumaya çalışan polisine, vatanı için canını feda eden Mehmetçiğine ve elbette toprağına değer vererek vatan savunmasına yüreği ile katkı koyan korucularına: silah çeken, öldüren ve bunları yaparken gözünü kırpmadan bütün değerlerini yakan, yıkan, zenginliğini tarumar eden teröristler "barışın mimarı" yaklaşımları gibi lanse edilerek, el ele, kol kola, diz dize, omuz omuza hareket etmenin anlamı nedir?
Biri tam elli (50) yıldır kan döküyor, kanla besleniyor.
Bir diğeri de daha iki üç yıldır ağabeyinden öğrendiği şekilde kan döküyor, kanla besleniyor.
Aralarında bir fark var diyen varsa buyursun gelsin, anlatsın da anlayalım...
Evet yukarıda bir yerlerde yazdım; kâhin değilim, kehanet de yapmıyorum diye.
Fakat artık görülen köy kılavuz istemiyor.
Dünyamız; 1 ve 2 nci Dünya savaşlarının çıkış esasına benzeyen, şimdilik sadece usül farklılığı varmış gibi 3 ncü Dünya savaşının ilk aylarını yaşıyor.
Ve maalesef bu savaş on yıllarca sürecek gibi.
1 ve 2 nci Dünya savaşı, ağırlıklı olarak Avrupa kıtasının sınırlarında yaşandı.
Bu savaşın sonunda, Dünya pastası paylaşıldı ve pasta bitmese de artık değişik tatlar, yemekler istenmeye başlandı.
Yani 3 ncü Dünya savaşı evet yine ağırlıklı olarak Avrupa kıtasını oluşturan ve onunla rekabet içindeki sömürü güçlerinin ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak üzere başlatıldı da diyebiliriz sanırım.
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yermiş.
Doğru
Bu savaş Avrupa'da değil Orta Doğu'da, Uzak Doğu'da yani "Doğu" da yaşanacak.
Bu bir tecrübe meselesi: Şahsımdan ziyade, sömürgeci güçlerin tecrübesi.
Evet, iki cambaz bir ipte oynamaz.
Onun için ya cambazlardan biri ya tasfiye edilmeli, ya ip yok edilmeli ya da cambazları kendi hallerinde bırakıp ip üzerinde duranı alkışlamalı, övgüler düzmeli.
Buraya kadar anlaşılabilir bilgi ve veriler ışığında değerlendirmemi yaptığımı düşünüyorum
Bundan sonraki kısa sonuç bölümünde ise daha iyi anlaşılabilmeyi umuyorum.
Ülkemiz, ulusal birliğimiz, Üniter, Laik, Çağdaş Cumhuriyetimiz yeni nesil sömürü virüsünün etkisi altında olası seçim takvimine ramak kala bu bataklığa baş aktör olarak boğazına kadar sokulacaktır.
"Nasıl çıkacağımız konusunda ise inanılmaz kaygılar taşıyorum."
Güçlü ve dirençli bir ekonomimiz, tarım, hayvancılık ve sanayimiz olsaydı 23 yılda Dünya devi olurduk. Çıkışımız da belki kolay olurdu.
Olmadığına göre boğazımıza kadar girdiğimiz bu bataklıktan nasıl çıkarız bilemiyorum.
Fakat şu değerlendirmeyi yapmak için de yine kâhin olmaya hacet yok ama âlim olmaya da gerek yok.
2025'e yanarak, boğularak gözyaşı ve dramla girdik ve yana yana, öle öle de koskoca bir yılı devirdik.
Ekonomik dram 85 milyonluk ülkenin 70 milyonunun boğazında bir urgan olarak asılı kaldı.
Her birimizin ayağının altındaki tabure her an kayabilir.
Adalet, hak, hukuk, işsizlik, kadın cinayetleri, çocuk ölümleri, önlenemez yükselişte. Gençliğimiz uyuşturucu vb tehdit ve saçma salak dizi filmlerin etkisi ile tehlike altında, geleceğimiz ise karanlık...
Sanki bütün limanlarımız işgal edilmiş, bütün tersanelerimiz kuşatılmış gibi.
Yeniden, eğitimle bugün başlasak en az 20 yılımız var…
Liyakatsız yaklaşımlar her yerde, her makamda, her kurumda.
Ahlaksızlar, utanmazlar, terörist seviciler TBMM çatısı altında, Meclisimizde.
Gülerek sırıtıyorlar.
…
2026 da kendinize iyi bakın, sağ kalın, sağlıklı kalmaya çalışın, ama asla umudunuzu kaybetmeyin.
1915 Çanakkale’lilerin
19 Mayıs Samsun'luların
9 Eylül İzmir'lilerin
29 Ekim Ankara’lıların
30 Ağustos’lar ile bir milletin, Türk Milletinin ruhunu bu topraklardan hiç kimse, hiçbir zümre ve hiçbir güç yok edemeyecek.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene, Ne Mutlu Türk’üm Diyebilene.
Yeni yılınız kutlu olsun
Vahdi SARIKAYA
















