Stand-up gösterisi adı altında sergilediği rezilliklerle ülke gündemine oturan ve hakkında başlatılan soruşturmanın ardından adaletin pençesine düşen komedyen bozuntusu Deniz Göktaş, nihayet "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" ile "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçlamalarından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Hâkimlik kararının gerekçeleri aslında malumun ilanından ibaretti: Göktaş'ın "Cumhurbaşkanı'nın onurunu rencide ettiği, din bakımından kin ve tahrik yarattığı, toplumun sinir uçlarına dokunarak infiale sebep olduğu ve sosyal bünyede derin, olumsuz tepkiler meydana getirdiği" net bir şekilde hukuki kayıtlara geçti.
Kendini bilmez, haddini aşmış bu şahsın sahne arsızlığıyla 'kendisiyle barışık diktatör', 'oruç tutan canlı bomba', 'dalgıç kıyafeti' ve 'son kitap' başlıkları altında gevelediği o iğrenç, o aşağılık sözde şakalar, layık olduğu parmaklıklar arkasına postalanması için fazlasıyla yeterli birer suç delili oldu.
Ancak, Türk milletinin vicdan terazisinde muhasebe yapan her onurlu vatandaşın sorması gereken asıl soru şudur: Toplumun en kutsal değerlerine fütursuzca saldıran bu karanlık zihniyete sadece dört duvar arasında tutuklu kalmak ve standart bir hapis cezası vermek gerçekten yeterli midir?
Bu ve bunun gibi figürlerin, arkalarına aldıkları şer odaklarının sufleleriyle Müslüman mahallesinde salyangoz satarak her durumdan yırtabileceklerini sanmaları, cezaların caydırıcılığı noktasında daha radikal, daha çarpıcı ve daha sarsıcı adımların atılması gerektiğini gözler önüne sermektedir.
İSLAM DİNİ VE MUKADDESATIMIZ KİMSENİN EĞLENCESİ DEĞİLDİR
Yüce Allah’ın, kullarının dünya ve ahiret saadetini tesis etmek, onları ebedi kurtuluşa erdirmek için göndermiş olduğu son hak din olan İslam ile "komedi" denilen o modern soytarılık maskesi altında haşa dalga geçmek, onu küçümsemeye ve aşağılamaya yeltenmek hiç kimsenin, hiçbir şarlatanın haddi de hakkı da değildir!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen, ahlakın ve insanlığın zirvesi, Son Peygamber Hazreti Muhammed Aleyhisselam’ın ümmetine tebliğ etmek ve yeryüzünü nurlandırmak adına canı pahasına koruduğu yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim’i komedi malzemesi yapmaya çalışmak, kelimenin tam anlamıyla haince bir hadsizliktir, tek kelimeyle namussuzluktur.
Müslümanların canından aziz bildiği, üzerine titrediği, hayat rehberi edindiği Kur'an-ı Kerim ve Peygamber Efendimiz, üç beş kendini bilmezin sahne kürsülerinde ucuz alkışlar toplamak, solcu ve liberal marjinal güruhlara şirin görünmek için meze yapacağı eğlence figürleri değildir. Bu necip toplumu yüzyıllardır ayakta tutan, Çanakkale’de, 15 Temmuz’da meydanlara döken o devasa manevi sütunlara dil uzatanlar, adaletin pençesinden kurtulamadıkları gibi bu milletin tarih hafızasından da lanetle kazınacaklardır.
Dinimizi, Kitabımız’ı, mukaddes değerlerimizi hedef alan her bir kelimenin, her bir imânın hesabı hem hukuk önünde hem mahşerde hem de vicdan sahiplerinin vicdanlarında en ağır şekilde sorulmalıdır ve sorulacaktır da...
İBRET-İ ÂLEM İÇİN BUNLARA ÇÖP POŞETİ GİYDİRMEK ŞART OLMUŞTUR
Bu aziz milletin asırlardır canı pahasına savunduğu manevi ve dini değerlerini hiçe sayan, kutsallarımızla alay etmeyi bir modernlik, bir entelektüellik gösterisi sanan bu ne idüğü belirsiz zihniyet artığı çöplüklere sadece hapis cezası vermek, onların içindeki o kokuşmuşluğu temizlemeye yetmez, az kalır!
İslam dinine, Allah'ın Resulü’ne ve Kelamullah olan Kur'an-ı Kerim’e dil uzatmaya yeltenen bu pislik yuvalarına, ibret-i âlem için sokak ortasında çöp poşeti giydirmek artık kaçınılmaz bir toplumsal zorunluluk haline gelmiştir.
Topluma bunların parlak ışıklar altındaki birer sanatçı değil, aslında fikirsel ve ahlaksal birer zihniyet çöplüğü olduğunu açıkça ilan etmek gerekir. Bunların üzerine çöp poşetini geçirip meydanlarda sergileyeceksin ki; bir daha asla, hiçbir satılık ruh, hiçbir fonlanmış komedyen bozuntusu "ifade özgürlüğü" ya da "mizah" zırvatasının arkasına sığınarak Müslümanların kutsallarına saldırma cesaretini kendinde bulamasın. Özgürlük, hiç kimseye bir başkasının canından aziz bildiği inancına kusma hakkı vermez. Eğer sen başkasının mukaddesatına çöp muamelesi yaparsan, devlet de millet de seni ait olduğun yere, yani çöp poşetinin içine hapseder. Herkes inancına saygı duyulmasını istiyorsa, önce haddini, hududunu ve nerede durması gerektiğini çok iyi bilecektir.
Bireysel özgürlük; toplumun özgürlüklerinin sınırına kadardır. Demokrasilerde daha ötesine geçme hakkına hiçbir birey sahip değildir.
ATEİSTLERİN İÇİNDEKİ KUYRUK ACISI VE KUDURUKLUK
Herkesin inancı, ideolojisi, dünyevi görüşü elbetteki kendine ait bir meseledir; dileyen inanır, dileyen inanmaz. Ancak ne hikmetse, bu topraklarda kendisini ateist, deist ya da bilmem neci ilan eden güruhun sabah akşam tek bir mesaisi, tek bir işi gücü vardır: İslam diniyle uğraşmak; Allah’ın Peygamberine dil uzatmak ve Kur'an-ı Kerim’i hedef tahtasına oturtmak!
Başka hiçbir entelektüel derinlikleri, insanlığa sunabilecekleri hiçbir faydalı değerleri yoktur; tüm varoluşları İslam’a duydukları o derin, o köhne ve o karanlık nefret üzerine kurulmuştur. Kendi iç dünyalarındaki hiçliği, pisliği, anlamsızlığı ve zavallılığı, Müslümanların kutsallarına saldırarak kamufle etmeye çalışıyorlar.
Kendi iğrenç egolarını tatmin etmek adına, milyarlarca insanın inandığı değerleri sahnelerde kahkaha malzemesi yapacak kadar alçalan bu güruh, aslında kendi çürümüşlüklerinin farkındadır. Batı’da Hristiyanlığa, Yahudiliğe karşı tek bir kelime etmeye maşaları yemeyen bu sözde aydınlar, söz konusu İslam ve Müslümanlar olunca adeta zincirinden boşanmış gibi hırçınlaşıyorlar. Çünkü biliyorlar ki İslam, hakkı ve hakikati haykırır; onların o batıl, o pis, o bencil dünyalarını kökünden sarsar. İşte bu yüzdendir ki içlerindeki o kuyruk acısı hiç bitmiyor, bitmeyecek de.
Haşa Allah’a küfrettiği halde, Deniz Göktaş’a açıkça destek olanlar ise ya aklını kaçırmış ya da bilincini tamamen kaybetmiş kişilerdir.
İNANMIYORSAN SUS VE KARA TOPRAĞIN ALTINDAKİ HESAP GÜNÜNÜ BEKLE!
Eğer senin içinde bir inancın yoksa, kalbin mühürlenmiş, gözlerine mil çekilmiş, kulakların hakikate tıkanmışsa git kendi çöplüğünde neye inanmıyorsan inanma!
Ama haddini bil, sınırını çiz!
Öldüğünde o kaçınılmaz son kapını çaldığında, o soğuk ve karanlık kara toprağın altına girdiğinde, tek başına o daracık mezarda kaldığında, haşa dalga geçtiğin yüce Allah hiç şüphesiz senden bunun hesabını zerresine kadar soracak!
O mutlak hesap gününe kadar, kâinatın yegane sahibi olan Allah Azze ve Celle nasıl ki sonsuz merhameti ve adaleti gereği sabırla bekliyor, sana mühlet veriyorsa, sen de o günü sesini kesip zıbararak beklemek zorundasın.
Ne diye kudurmuş köpek gibi sağa sola salyalarını akıtarak yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim’e, Hazreti Peygamber’e, Müslümanların ibadetlerine saldırıp duruyorsun?
Bu neyin hıncı, neyin hırsı, neyin kudurukluğudur? Arkanda siyonist yapıların olduğu ve bu cüreti onlardan aldığın belli!
Kendini tatmin etmek için kutsal değerleri çiğnemeye kalkanlar, o toprağın altına girdiklerinde arkalarından güvendikleri hiçbir modern akımın, hiçbir alkış tutan seyircinin kendilerini kurtaramayacağını çok iyi bilmelidirler. O gün geldiğinde feryat figan etmek fayda vermeyecek, o sahnelerdeki arsız sırıtışlar yerini ebedi bir azaba bırakacaktır.
MÜSLÜMANIN ASALETİ VE BUNLARIN KAALE ALINMAMA ÇILGINLIĞI
Siz hiç hayatınızda, bu ülkenin asıl unsuru olan onurlu bir Müslümanın durup dururken ateistlerle ilgilendiğini, onların peşinden koştuğunu, onlarla uğraşmak için vakit harcadığını ya da durduk yere onlara saldırdığını gördünüz mü? Asla göremezsiniz! Çünkü Müslümanın bir duruşu, bir asaleti, bir dünya görüşü ve ebediyet gayesi vardır. Müslüman vaktini hayırla, ibadetle, ülkesine ve insanlığa faydalı olmakla geçirir; böyle lağım çukurundan farksız zihniyetleri kaale alıp vaktini zayi etmez, onları insan yerine koyup muhatap bile almaz. İşte bu zavallı ateist güruhu asıl çıldırtan, asıl delirten ve onları adeta birer canlı bombaya çeviren şey de tam olarak budur: Kaale alınmamak!
Muhatap alınmadıkça, toplum tarafından dışlanıp bir kenara fırlatıldıkça iyice kuduruyorlar, dikkat çekebilmek, "biz de buradayız" diyebilmek için daha da çirkinleşiyor, daha da iğrençleşiyorlar. İslam’a saldırmak, bunlar için adeta bir görünürlük, bir popülarite kazanma biletidir.
Ama yağma yok! Ya insan gibi susup oturacaksın, inançsızlığını kendi karanlık odanda yaşayacaksın ya da o pis ağzını Müslümanların kutsallarından uzak tutacaksın. Mezarda vereceğin o dehşetli hesaba kadar haddini bileceksin!
Bu necip millet, komedi maskesi arkasına sığınarak inancına, dinine, imanına namertçe saldıranlara dün geçit vermediği gibi bugün de yarın da asla geçit vermeyecektir; bu mukaddes topraklar hainlerin, saygısızların ve soytarıların şov alanı olmayacaktır!
Hakan MUHTAR
















