2025 de bitiyor diyoruz etrafa; bizleri biz yapan kendimize, öyle değil mi?
Dünya, devasa bir lunaparkın gürültüsüyle yeni bir takvim yaprağını çevirmeye hazırlanıyor. Havai fişekler, geri sayımlar ve bitmek bilmeyen bir "dışarıda olma" arzusu... Kalabalıkların uğultusundan, ekranların mavi ışığından ve dünyanın bitmek bilmeyen taleplerinden sıyrılıp kendi içimize, yine evimize sığınıyoruz.
Geride bıraktığımız yıl; dünya genelinde belirsizliklerin, hızın ve dijital gürültünün yılı oldu. İnsanlık olarak sürekli bir "yetişme" çabası içindeydik hepimiz; bazen de yetişemedik... Sosyal medya akışları, bitmek bilmeyen bildirimler ve küresel ölçekte yaşanan genel huzursuzluk hali, her birimizi ruhsal bir yorgunluğa sürükledi.
İşte tam bu noktada "Uzlet nedir?" diye sorduğunuzu düşünmeden edemiyorum. Ardından bunun nostaljik bir kelime değil, modern bir zorunluluk olarak karşımıza çıktığını sizlere aktarıyorum. Uzletin sadece bir kenara çekilmek olmadığını; insanın kendi iç dünyasında, dünyanın kirinden ve gürültüsünden arınmış bir "ada" inşa etmesi olduğu kanısına varıyorum.
Bu yıl hem ülkemizde hem dünyada kolektif bir yorgunluk hissettik. İnsan hikâyelerinin sayılarla ölçüldüğü, hızın nezaketi ezdiği bir dönemden geçtik ve geçeceğiz. Gençlik genellikle dışa dönüklükle, aksiyonla ve sürekli etkileşimle tanımlanırken; oysa gerçek güç, durmayı bildiğimiz yerdedir. Uzlet, bize kim olduğumuzu hatırlatır. Başkalarının hakkımızdaki fikirlerinden, "beğeni" butonlarının sahte onaylarından ve toplumun üzerimize yıktığı "başarılı olma" zorunluluğundan ancak uzlet sayesinde özgürleşebiliriz.
Dünya büyük bir değişim sancısı içinde. Türkiye, kültürel ve toplumsal olarak her zaman bu değişimin merkezinde yer aldı. Ancak küresel rüzgârlar ne yöne eserse essin, insanın değişmeyen tek ihtiyacı huzur olmamış mı tarih boyunca? Bu huzur; bir tatil beldesinde veya yeni bir eşyada değil, uzletin o serin ve vakur sessizliğinde gizlidir (veya bizler için öyledir).
Hız çağının en büyük kurbanlarından biri de "sabır" olmadı mı? Artık her şeyin hemen olmasını istiyoruz. Yemeğimiz hemen gelsin, başarı kapımızı hemen çalsın, reelsler kısa ve hızlı olsun, internet çok hızlı çeksin... Oysa doğa bize başka bir şey anlatıyor: Bir ağaç bir gecede büyümez, bir meyve vaktinden önce tatlanmaz.
2025 biterken kendimize "beklemenin güzelliğini" de hatırlatmalıyız. Emek vermenin, beklemenin ve sürecin tadını çıkarmanın, sonuçtan çok daha kıymetli olduğunu keşfetmeliyiz. Buralardan çok uzaklaştık, değil mi?
2025’te "bitiyor" dediğimiz her şey, aslında yeni bir başlangıcın habercisiydi; her sene olduğu gibi. Yeni yılın, kendinizi yeniden keşfettiğiniz o muazzam yolculuğun ilk adımı olması dileğiyle... Şimdiden hoş geldin 2026.














