Dünya tarihi, kibrin adalete yenildiği sahnelerle doludur. Bugün de insanlık, tarihin en keskin virajlarından birinden geçiyor. Yıllardır dünyayı bir örümcek ağı gibi saran, "yenilmez" denilen, sömürü düzeninin merkez üssü olan Amerika ve onun Orta Doğu’daki ileri karakolu, terör aygıtı Siyonist İsrail, kendi kazdıkları kuyuya düşmek üzereler. Bu bir kehanet değil, tarihin kaçınılmaz diyalektiğidir.
EMPERYALİST KİBRİN SON DURAĞI BATI’NIN ÇÖKÜŞÜ
Yıllarca demokrasi, insan hakları ve özgürlük masallarıyla dünyayı uyutan emperyalist Amerika, bugün kendi besleyip büyüttüğü canavarının esiri olmuş durumdadır. Siyonist lobilerin esareti altındaki Washington, artık kendi halkının çıkarlarını değil, Tel Aviv’deki bir avuç savaş suçlusunun ajandasını yürütüyor. Ancak bu çarpık ilişki, emperyalizmin sonunu hazırlayan en büyük etkendir.
“Zulüm ile abad olanın akıbeti berbad olur.”
Mazlum halkların kanı üzerine inşa edilen o gökdelenler, finans merkezleri ve askeri üsler; direnişin sarsıntısıyla temelinden çatırdıyor. Amerika, artık dünyayı yöneten bir süper güç değil, sadece kaosun ve terörün finansörü konumuna gerilemiştir.
TERÖR ÖRGÜTÜ İSRAİL VE SİYONİST İŞGALİN SONU
İsrail bir devlet olmaktan çok uzak, emperyalizmin bölgeye sapladığı paslı bir hançerdir. Bebek katilleri, hastane bombalayan caniler ve soykırımı bir devlet politikası haline getiren Siyonist çete, yolun sonuna gelmiştir. Demir Kubbe dedikleri o delik deşik olan kalkan, sadece fiziksel bir savunma sistemi değil, aynı zamanda Siyonizmin “yenilmezlik” mitinin de sembolüdür. Günümüzde şahit olduklarımızla birlikte o mit, direnişin her bir mermisiyle yerle bir olmuştur.
Siyonist teröristler, teknolojik üstünlüklerine rağmen sahada yenilmektedir. Çünkü yürekleri yoktur, davaları yoktur, sığınacak bir hakikatleri yoktur. Sadece korkuyla ve kanla beslenen bir parazit gibi yaşayan bu yapı, ana gövde olan Amerika çöktüğünde nefessiz kalmaya mahkumdur.
DİRENİŞ EKSENİ VE YENİ DÜNYA DÜZENİ
Dünya artık tek kutuplu değil. Artık masada sadece Batı’nın dikteleri yok. Kudüs’ten Tahran’a, Beyrut’tan Sana’ya uzanan Direniş Ekseni, emperyalizmin tüm planlarını bozmuştur. Ayetullah Ali Hamaney liderliğindeki bu dik duruş, sadece askeri bir başarı değil, aynı zamanda ruhani ve siyasi bir devrimdir.
Batı, kendi içinde yaşadığı ekonomik buhranlar, toplumsal kutuplaşmalar ve liderlik krizleriyle boğuşurken; Doğu, sarsılmaz bir iradeyle kenetlenmektedir. Bu irade, savaşın tozu dumanı dağıldığında kimin söz sahibi olacağını şimdiden ilan etmektedir.
BÜYÜK HESAPLAŞMANIN GETİRİSİ BEYAZ SARAY’DAKİ DEĞİŞİM
Manşetimiz sert gelebilir, ancak hakikat bazen sert bir tokat gibi çarpar: Savaştan sonra Amerikan Başkanını Hamaney atayacaktır.
Bu, bir personelin olağan bir yer değiştirmesi değil, iradenin tamamen el değiştirmesidir. Washington’daki siyasi iradenin, Tahran’daki hikmetin ve direnişin iradesine boyun eğmek zorunda kalacağı bir döneme giriyoruz.
Amerika, Orta Doğu’da uğradığı bu ağır hezimetin ardından, kendi iç işlerini bile düzene koyamayacak hale gelecektir. Ekonomik iflas ve siyasi çöküş, Beyaz Saray’ı bir karar merkezi olmaktan çıkarıp, bölgenin güçlü aktörlerinin çizdiği sınırlara razı gelen bir noter ofisine dönüştürecektir. O gün geldiğinde, Amerikan halkı bile kendilerini sömüren Siyonist zincirlerden kurtulmak için bölgenin gerçek liderlerinin ağzına bakacaktır.
SİYONİZMİN MEZAR TAŞI, KUDÜS’ÜN ÖZGÜRLÜĞÜ SAYESİNDE İNŞA EDİLECEKTİR
Bu savaş, sadece bir toprak sahiplenme savaşı değildir. Bu savaş, hak ile batılın, mazlum ile zalimin ayrıştığı kritik bir savaştır. Siyonist İsrail terör örgütünün haritadan silinmesi, sadece Filistinlilerin değil, tüm insanlığın özgürleşmesi demektir. O gün, ne Amerikan uçak gemileri ne de Avrupa’nın ikiyüzlü siyaseti, Siyonistleri kurtarmaya yetmeyecektir.
Tarih, bu büyük dönüşümü yazmaya başlamıştır. Emperyalist-Siyonist ittifakın bozguna uğradığı, direnişin bayrağının Washington semalarında bile ruhsal bir zafer kazandığı o an çok yakındır.
Hakan MUHTAR
















