21 Şubat 2026. Bir toplu taşıma aracı. Günlük hayatın sıradan akışı. İşine yetişmeye çalışanlar, kulaklığını takıp dünyadan kopanlar, camdan dışarı bakanlar… Ve bir anda patlayan bir cümle:
“Seni öldürürüm, yobaz, bundan sonra Türkiye’de barın bakalım.”
Kendini, Cumhuriyet Savcısı olarak tanıtan bir kadın. Üniforması yok. Resmi kimliği yok. Ama cümleleri sanki bir kürsüden inmiş gibi buyurgan. Tonu tehditkâr. Üslubu hoyrat.
İşte tam burada asıl mesele başlıyor.
Mesele bir köpek değil.
Mesele bir yolcu da değil.
Mesele bir anlık tartışma hiç değil.
Mesele şu: Türkiye Cumhuriyeti adına konuştuğunu iddia eden birinin konuşma dili, Türkiye vatandaşlarına karşı nasıl olur da tehdit dili olabilir?
DEVLET ADINA KONUŞMAK, DEVLET GİBİ VAKUR DAVRANMAYI GEREKTİRİR
Türkiye’de kamu gücü kişisel öfkeye kiralık değildir.
Bir kişi gerçekten savcıysa — ya da savcı olduğunu iddia ediyorsa — bilmesi gereken ilk şey şudur:
Savcı tehdit etmez.
Savcı hakaret etmez.
Savcı “barınamazsın” demez.
Savcı, hukuku işletir.
Re’sen başlatılan soruşturma süreci şunu gösteriyor: Türkiye Cumhuriyeti’nde kimse dokunulmaz değildir. Ünvan iddiası, sorumluluğu artırır; azaltmaz.
Çünkü Türkiye’de devlet; bir kişinin sesi değil, hukukun kendisidir.
ÜNVANLA KORKUTMA ÇAĞI KAPANMADI MI?
Türkiye’de yıllardır bir alışkanlık var: Kartvizit üzerinden güç gösterisi.
“Ben savcıyım.”
“Ben devletim.”
“Benim arkamda sistem var.”
Hayır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde sistemin arkasında hukuk vardır. Hukukun arkasında da millet iradesi.
Bir toplu taşıma aracında, insanların ortasında, “seni öldürürüm” demek sadece bir öfke patlaması değildir. Bu, kamu gücünü kişisel silah gibi kullanma girişimidir.
Bu davranış veya üslup, Türkiye’de kabul edilemez.
“BARIN BAKALIM” NE DEMEK?
“Türkiye’de barın bakalım.”
Bu cümle, sıradan bir tartışma cümlesi değildir. Bu, bir coğrafyadan kovma iddiasıdır.
Türkiye’de kim barınır?
Türkiye Cumhuriyeti’nde kim yaşar?
Buna kim karar verir?
Cevap basit: Mahkemeler. Hukuk. Anayasa.
Bir yolcu değil.
Öfkeli biri değil.
Türkiye’de hiç kimse bir diğerine “Burada yaşayamazsın” deme yetkisine sahip değildir.
KAMU GÖREVLİSİ OLMAK BİR AYRICALIK DEĞİL, DENETİME AÇIK OLABİLMEKTİR
Türkiye Cumhuriyeti’nde kamu görevlisi olmak; ayrıcalık kazanmak değil, devlet tarafından daha sıkı denetlenmeyi kabul etmektir.
Çünkü kamu görevlisi artık sadece kendini temsil etmiyordur.
Aynı zamanda Türkiye’yi temsil ediyorsundur.
Adaleti temsil ediyorsundur.
Devlet ciddiyetini temsil ediyorsundur.
Bir kamu görevlisi — hele ki yargı mensubu olduğunu iddia eden biri — sokakta bağırarak değil, vakar ile yürümek zorundadır.
Türkiye’de insanlar güçlü ses tonu değil, güçlü hukuk görmek istiyor.
TOPLU TAŞIMA: TÜRKİYE’NİN MİNİYATÜRÜ
Otobüsler, metrolar, vapurlar… Türkiye’nin küçük bir özeti gibidir.
Farklı yaşam tarzları.
Farklı dünya görüşleri.
Farklı hassasiyetler.
Ama tek bir ortak payda: Birlikte yaşamak.
Bir kişinin köpeği olabilir.
Bir başkasının rahatsızlığı olabilir.
Birinin sabrı tükenmiş olabilir.
Ama Türkiye’de hiç kimsenin kimseyi ölümle tehdit etme hakkı yoktur.
Hele ki kamu gücünü temsil ettiğini söyleyen birinin ise hiç yoktur.
ASIL GÜÇ BAĞIRMAK DEĞİL, GEREKTİĞİ YERDE SUSABİLMEKTİR
Gerçek güç bağırmak değildir.
Gerçek güç, bağırmama disiplinidir.
Gerçek güç tehdit etmek değildir.
Gerçek güç, hukuka güvenmektir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde adalet, kişisel öfkeyi dizginleyen mekanizmadır.
Eğer bir kişi gerçekten hukukçuysa, şunu herkesten iyi bilir:
Tehdit eden değil, hukuki geçerliliği olan dosya hazırlayan güçlüdür.
Hakaret eden değil, delil sunan güçlüdür.
Bağıran değil, kanuna dayanan güçlüdür.
KAMUOYU NEDEN BU KADAR TEPKİLİ?
Çünkü Türkiye’de insanlar artık “Bana bir şey olmaz” rahatlığını görmek istemiyor.
Türkiye’de vatandaş şunu duymak istiyor:
“Kim olursa olsun, hukuk işler.”
Re’sen soruşturma başlatılması bu açıdan önemlidir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde sistem, iddiayı görmezden gelmez.
Kimlik tespit edilir.
Geçmiş incelenir.
Deliller değerlendirilir.
Ve hukuk karar verir.
TÜRKİYE’DE DEVLET BAĞIRMAZ
Devlet bağırmaz.
Devlet tehdit etmez.
Devlet “barınamazsın” demez.
Türkiye’de devlet, hukuku uygular.
Eğer bir gün kamu gücü, kişisel egonun megafonuna dönüşürse; o gün Türkiye Cumhuriyeti’nde adalet yara alır.
Ama unutulmamalı:
Polis, adaletin emrindedir.
Savcı, hukukun emrindedir.
Yetki, milletin emanetidir.
Türkiye’de hiç kimse hukukun üstünde değildir.
Ne ünvan.
Ne torpil.
Ne ses tonu.
Ne öfke.
Türkiye’de barınmak vatandaşları için bir lütuf değil, anayasal haktır.
Türkiye Cumhuriyeti’nde hiç kimse, bir diğerine bu hakkı tehdit ederek tartışmaya açamaz.
Asıl mesele budur.
Gerisi sadece gürültüdür.
Hakan MUHTAR
















