Geç dönem Osmanlı Türkçesinde çok ilginç bir kullanımı var. "Efendim" veya "Efendimiz" biçiminde saygı duyulan herkes için, kendisinin eline bakanların kullandığı bir kelimedir..
Yanında çalıştığınız adamdan tutun da padişaha kadar kullanılabilir. Bir de yüksek rütbeli herkese yazılan mektup ya da dilekçeler "efendim" formülüyle başlardı.
Bir unvan olarak kullanımı daha da ilginçtir. Bütün şehzadeler, veliaht da dahil "efendi" olduğu gibi, bütün ilmiye mensupları ve din adamları için de bu sözcük kullanılırdı..
Öte yandan, ne kadar yüksek bir devlet memuru olurlarsa olsunlar bütün gayrimüslimler de efendi olarak anılırdı. Bu çok önemli, zira Müslüman olmayanlar da bakan, vali veya büyükelçi olduklarında Müslümanlar gibi "paşa" olabiliyorlardı. Ancak Müslüman olmayan cemaatlerin dinî liderlerine tıpkı şeyhülislamlar gibi "efendi" diye hitap edilmiştir..
Memurların en küçük rütbelileri de "efendi"dir ; belli bir rütbeden sonra "bey" oluyorlar, sonra da "paşa"..
Müslüman olmayanlar "bey" olamazlar, efendilikten "paşa"lığa geçerlerdi. Ancak, 1909'da çıkan bir kanunla, sivil kökenliler için "paşa" sanı, bir tek başbakanlara verilir oldu. Örneğin Talât Paşa, 1917 Şubat'ında sadrazam olmadan önce "Dahiliye Nâzırı Talât Bey" idi..
Askerler için de durum aynıdır. Teğmenler ve yüzbaşılar "Efendi", binbaşıdan albaya kadar "Bey", sonra da "Paşa" olurlardı..
Bir de sayıları çok az olan "beyefendiler" vardı. Bunlar ya ilmiye kariyeri yaptıktan sonra din dışı bir sivil memuriyete geçmiş olanlar ya da yüksek memur çocuğu olmaları nedeniyle "bey" olup da ilmiye kariyerine girenlerdir..
İlginç bir gelişme de "beyefendi" sözcüğünün Cumhuriyet döneminde çok saygı duyulan kimseler (Bakanlar vs.) için kullanılır olmasıdır. Örneğin Başbakan Adnan Menderes'ten söz eden Demokrat Partililer kendisine "Adnan Bey" demezler, "Beyefendi" derlerdi..
Sivil topluma gelince.. Konumuzu payitaht İstanbul'da kullanılan Türkçe ile sınırlayacak olursak, bütün küçük esnaf "efendi" idi. 20. yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu unvan, neredeyse 1960'lara kadar taksi ve dolmuş şoförleriyle tramvay vatmanları için de geçerliydi. Aşağı yukarı aynı sıralarda "efendi"liğe terfi eden apartman kapıcılarına 20. yüzyıl ortalarına kadar "ağa" dendiği eski gazete haberlerinden de saptanabilir.. Aynı unvan, sivil dünyada bahçıvanlar, askerî düzende ise çavuşlar için geçerliydi.. EKTEKİ RESİM : Sultan II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Abdürrahim Efendi, Fausto Zonaro, 20. yüzyıl başları, Pera Müzesi
Yanında çalıştığınız adamdan tutun da padişaha kadar kullanılabilir. Bir de yüksek rütbeli herkese yazılan mektup ya da dilekçeler "efendim" formülüyle başlardı.
Bir unvan olarak kullanımı daha da ilginçtir. Bütün şehzadeler, veliaht da dahil "efendi" olduğu gibi, bütün ilmiye mensupları ve din adamları için de bu sözcük kullanılırdı..
Öte yandan, ne kadar yüksek bir devlet memuru olurlarsa olsunlar bütün gayrimüslimler de efendi olarak anılırdı. Bu çok önemli, zira Müslüman olmayanlar da bakan, vali veya büyükelçi olduklarında Müslümanlar gibi "paşa" olabiliyorlardı. Ancak Müslüman olmayan cemaatlerin dinî liderlerine tıpkı şeyhülislamlar gibi "efendi" diye hitap edilmiştir..
Memurların en küçük rütbelileri de "efendi"dir ; belli bir rütbeden sonra "bey" oluyorlar, sonra da "paşa"..
Müslüman olmayanlar "bey" olamazlar, efendilikten "paşa"lığa geçerlerdi. Ancak, 1909'da çıkan bir kanunla, sivil kökenliler için "paşa" sanı, bir tek başbakanlara verilir oldu. Örneğin Talât Paşa, 1917 Şubat'ında sadrazam olmadan önce "Dahiliye Nâzırı Talât Bey" idi..
Askerler için de durum aynıdır. Teğmenler ve yüzbaşılar "Efendi", binbaşıdan albaya kadar "Bey", sonra da "Paşa" olurlardı..
Bir de sayıları çok az olan "beyefendiler" vardı. Bunlar ya ilmiye kariyeri yaptıktan sonra din dışı bir sivil memuriyete geçmiş olanlar ya da yüksek memur çocuğu olmaları nedeniyle "bey" olup da ilmiye kariyerine girenlerdir..
İlginç bir gelişme de "beyefendi" sözcüğünün Cumhuriyet döneminde çok saygı duyulan kimseler (Bakanlar vs.) için kullanılır olmasıdır. Örneğin Başbakan Adnan Menderes'ten söz eden Demokrat Partililer kendisine "Adnan Bey" demezler, "Beyefendi" derlerdi..
Sivil topluma gelince.. Konumuzu payitaht İstanbul'da kullanılan Türkçe ile sınırlayacak olursak, bütün küçük esnaf "efendi" idi. 20. yüzyılın ortalarına kadar kullanılan bu unvan, neredeyse 1960'lara kadar taksi ve dolmuş şoförleriyle tramvay vatmanları için de geçerliydi. Aşağı yukarı aynı sıralarda "efendi"liğe terfi eden apartman kapıcılarına 20. yüzyıl ortalarına kadar "ağa" dendiği eski gazete haberlerinden de saptanabilir.. Aynı unvan, sivil dünyada bahçıvanlar, askerî düzende ise çavuşlar için geçerliydi.. EKTEKİ RESİM : Sultan II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Abdürrahim Efendi, Fausto Zonaro, 20. yüzyıl başları, Pera Müzesi











