İnsanlıktan utandığım bir noktadayım.
Bu bir duygusal taşkınlık değil; uzun süredir biriken ahlaki bir tespittir.“Daha kötüsü olamaz” dediğimiz her anda, insan denen varlığın henüz ulaşmadığı bir dip olduğunu yeniden öğreniyoruz. Bu tekrar eden şaşkınlık, iyimserliğimizden değil; insanın kötülük kapasitesini hâlâ hafife alıyor oluşumuzdandır.Ankara’da bir metro istasyonunda öldürülen bir köpek, münferit bir vahşet vakası değildir. O olay, modern toplumun vicdanla olan bağını resmen kopardığını gösteren sembolik bir eşiği temsil eder. Kalabalıkların ortasında, kamusal bir alanda, hiçbir metafora ihtiyaç duymayacak kadar çıplak bir gerçeklikle şunu gördük:
İnsan, artık güçsüz olana karşı hiçbir ahlaki yükümlülük hissetmemektedir.Bugün yoksulluk değil sorun.
Cehalet de değil.
Bilgi çağında yaşıyoruz; her şey ortada.Sorun, gösterişle beslenen bir ahlaksızlıktır. İnsanlar lüks araçlarıyla, abartılı mekânlarıyla, sergilenmek üzere inşa edilmiş hayatlarıyla var olmaya çalışırken; vicdanı görünmeyen, sergilenemeyen, alkış getirmeyen bir yük olarak arkada bırakıyor. Merhamet, bu çağda işlevsiz bir aksesuar muamelesi görüyor.Ve daha tehlikelisi şudur:
Sessizlik.Sessizlik; suçu doğrudan işlemez ama onu mümkün kılar.
Bir canlının öldürülmesine tanıklık edip susmak, ahlaki olarak tarafsız kalmak değildir. Taraf seçmektir. Ve bu taraf, her zaman güçlünün yanıdır. Hannah Arendt’in sözünü ettiği “kötülüğün sıradanlığı” tam olarak burada tezahür eder: Bağıran bir nefretle değil, alışılmış bir kayıtsızlıkla.İnsan, kendisinden güçsüz olana karşı sorumluluk duyduğu ölçüde insandır. Bu sorumluluk ortadan kalktığında geriye kalan şey; biyolojik bir varlık, toplumsal bir etiket ve içi boş bir üstünlük iddiasıdır.Metroda öldürülen o köpek, yalnızca öldürülmedi.
O an, toplumun ahlaki refleksi de öldürüldü.
Ve ne yazık ki fail yalnızca eliyle öldüren değildir; gözüyle kaçıran, zihniyle normalleştiren, diliyle sessiz kalan herkes bu suça dahildir.Bugün “insanım” demek kolay.
Ama insan kalmak, ciddi bir ahlaki çaba gerektirir.Ve bu çabayı göstermeyenlerin; ne refahı, ne statüsü, ne de başarı hikâyeleri onları aklamaya yeter. Çünkü vicdanını kaybetmiş bir toplum, ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, çürümüştür.Bugün insanlıktan utanıyorum.
Çünkü bu utanç, hâlâ kaybetmediğimiz son şey olabilir.
Bu bir duygusal taşkınlık değil; uzun süredir biriken ahlaki bir tespittir.“Daha kötüsü olamaz” dediğimiz her anda, insan denen varlığın henüz ulaşmadığı bir dip olduğunu yeniden öğreniyoruz. Bu tekrar eden şaşkınlık, iyimserliğimizden değil; insanın kötülük kapasitesini hâlâ hafife alıyor oluşumuzdandır.Ankara’da bir metro istasyonunda öldürülen bir köpek, münferit bir vahşet vakası değildir. O olay, modern toplumun vicdanla olan bağını resmen kopardığını gösteren sembolik bir eşiği temsil eder. Kalabalıkların ortasında, kamusal bir alanda, hiçbir metafora ihtiyaç duymayacak kadar çıplak bir gerçeklikle şunu gördük:
İnsan, artık güçsüz olana karşı hiçbir ahlaki yükümlülük hissetmemektedir.Bugün yoksulluk değil sorun.
Cehalet de değil.
Bilgi çağında yaşıyoruz; her şey ortada.Sorun, gösterişle beslenen bir ahlaksızlıktır. İnsanlar lüks araçlarıyla, abartılı mekânlarıyla, sergilenmek üzere inşa edilmiş hayatlarıyla var olmaya çalışırken; vicdanı görünmeyen, sergilenemeyen, alkış getirmeyen bir yük olarak arkada bırakıyor. Merhamet, bu çağda işlevsiz bir aksesuar muamelesi görüyor.Ve daha tehlikelisi şudur:
Sessizlik.Sessizlik; suçu doğrudan işlemez ama onu mümkün kılar.
Bir canlının öldürülmesine tanıklık edip susmak, ahlaki olarak tarafsız kalmak değildir. Taraf seçmektir. Ve bu taraf, her zaman güçlünün yanıdır. Hannah Arendt’in sözünü ettiği “kötülüğün sıradanlığı” tam olarak burada tezahür eder: Bağıran bir nefretle değil, alışılmış bir kayıtsızlıkla.İnsan, kendisinden güçsüz olana karşı sorumluluk duyduğu ölçüde insandır. Bu sorumluluk ortadan kalktığında geriye kalan şey; biyolojik bir varlık, toplumsal bir etiket ve içi boş bir üstünlük iddiasıdır.Metroda öldürülen o köpek, yalnızca öldürülmedi.
O an, toplumun ahlaki refleksi de öldürüldü.
Ve ne yazık ki fail yalnızca eliyle öldüren değildir; gözüyle kaçıran, zihniyle normalleştiren, diliyle sessiz kalan herkes bu suça dahildir.Bugün “insanım” demek kolay.
Ama insan kalmak, ciddi bir ahlaki çaba gerektirir.Ve bu çabayı göstermeyenlerin; ne refahı, ne statüsü, ne de başarı hikâyeleri onları aklamaya yeter. Çünkü vicdanını kaybetmiş bir toplum, ne kadar gelişmiş görünürse görünsün, çürümüştür.Bugün insanlıktan utanıyorum.
Çünkü bu utanç, hâlâ kaybetmediğimiz son şey olabilir.









