Aslına bakarsanız bu hafta da ülkemizin siyasi gündemi ile ilgili bir makale yazmak istemiştim ama görev yaptığım yıllardan aklıma gelen bir anımı paylaşmak istiyorum.
İçeri, korktuğu gözlerinden belli olan, ayaklarının üzerinde durup durmamaya bile neredeyse karar verememiş gibi bir izlenim bırakarak çekinerek girmişti, yanında yardımcı çavuşum Ayhan ile birlikte.
Sıskamı sıska, cılız mı cılız, çöp adamın fotoğrafını çekin deseler işte gelen bu çöp adam derdim.
“Komutanım yeni askerimiz Ali geldi” dedi yardımcım.
Kaç tane Ali isimli yurttaşımız vardır ülkemizde acaba?
Ali, Mehmet Ali, Mustafa Ali diye birbirine yakışan iki isimli Ali’lerimiz gibi bir de şahsına münhasır “Cin Ali” limiz oldu artık.
“Otur bakalım evlat” dedim.
Çavuşum Ayhan’a da bize 2 bardak çay söylemesini isteyerek başladık biz Ali ile sohbete.
“Nerelisin evlat”
Antalya Serikliyim komutanım dedi, o ürkek, çiroz adam. Ama gururla, gözleri parlayarak. Oturduğu sandalyede birden bire daha bir cüsseli bir hal almıştı.
Antalya Serik’i gerçekten merak etmiştim….
Sıradan bir sohbet değildi bizimki. Her erkek yurttaşa demesek de, vatani borcunu alnının akı ile yapan, yapmak isteyenlere uygulanan bir anketti.
Daha iyi tanıyabilmek anlamında, daha uygun görevlere yönlendirebilmek anlamında.
Ali ile karşılıklı 2 şer bardak çaylarımızı içtikten sonra yardımcım Ayhan çavuşuma; Ali’ye birliği tanıtmasını, arkadaşları ile tanıştırmasını söyleyip Ali ile birlikte Mehmetçiklerimizin yanına gönderdim.
Aradan ya 10 ya da 15 dakika geçmemişti ki Ayhan çavuşum korkudan gözleri faltaşı gibi açılmış bir şekilde odadan içeri girerek; “Komutanım, Ali salya sümük ağlıyor, inanın ne olduğunu ben de anlayamadım” dediğinde , ilk aklıma gelen bir arkadaşının Ali’ye kötü bir şaka yapmış olabileceği idi.
“Ne oldu, Ayhan, ne yaptınız, biriniz kötü bişey mi yaptınız diye” ısrarlı sorularımın hepsine Ayhan çavuşum tarafından “Hayır, hiç bişey yapmadık komutanım” ile yanıt verilince, Ayhan çavuşum ile birlikte Serikli Ali’nin yanına gittim.
Yemekhanenin hemen girişinde yere çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlaması sessiz, yürekten bir ağlamaya dönüşmüş, gözleri daha bir küçülmüş, o çiroz Ali daha bir çirozlaşmıştı sanki.
“Ne oldu evlat” diyebildim yutkunarak, içim acımıştı çünkü.
Sebepsiz ağlanacak zaman ve ortam yoktu. Kesin Ali’ye biri çok kötü bir şaka yapmıştı.
Mehmetçik sayımızın 2 elin parmakları kadar olduğu bir ortamda, kafamı kaldırıp ta onlara bakarak “yaptığınızı gördünüz mü, kim yaptı bu arkadaşımıza bu şakayı ya da her ne ise” diyemedim, Mehmetciklerimin hepsi en az benim kadar şaşırmış ve duygulanmışlardı bu durum karşısında.
Ne oldu Ali anlat bana evlat dediğimde tekrar.
“Komutanım ben buraya abim ile birlikte gelmiştim” diyebildi.
Ne güzel bak Ali, abinle birlikte gelmişsin sana yolda eşlik edebilmiş buraya kadar dediğim de ise;
“iyi ama komutanım ceketi bende kaldı, geri dönerken üşüyecek” diyebildi ve tekrar hıçkıra hıçkıra başladı ağlamaya.
Yaşaran gözlerimi silmeden, “Ayhan hemen Ali ile birlikte gidip abisine ceketi yetiştirin. Ali haklı üşümesin yolda giderken abisi” diyebildim.
Yüzbinlerce var olan Ali’den sadece Serikli Ali’nin hikayesi.
Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edemeyenler, elde edilen geliri adil paylaştıramayanlar, siyaseti sadece nüfuz ve rant elde etmek için yapanlar; bu hikaye sizin hikayeniz…
İçeri, korktuğu gözlerinden belli olan, ayaklarının üzerinde durup durmamaya bile neredeyse karar verememiş gibi bir izlenim bırakarak çekinerek girmişti, yanında yardımcı çavuşum Ayhan ile birlikte.
Sıskamı sıska, cılız mı cılız, çöp adamın fotoğrafını çekin deseler işte gelen bu çöp adam derdim.
“Komutanım yeni askerimiz Ali geldi” dedi yardımcım.
Kaç tane Ali isimli yurttaşımız vardır ülkemizde acaba?
Ali, Mehmet Ali, Mustafa Ali diye birbirine yakışan iki isimli Ali’lerimiz gibi bir de şahsına münhasır “Cin Ali” limiz oldu artık.
“Otur bakalım evlat” dedim.
Çavuşum Ayhan’a da bize 2 bardak çay söylemesini isteyerek başladık biz Ali ile sohbete.
“Nerelisin evlat”
Antalya Serikliyim komutanım dedi, o ürkek, çiroz adam. Ama gururla, gözleri parlayarak. Oturduğu sandalyede birden bire daha bir cüsseli bir hal almıştı.
Antalya Serik’i gerçekten merak etmiştim….
Sıradan bir sohbet değildi bizimki. Her erkek yurttaşa demesek de, vatani borcunu alnının akı ile yapan, yapmak isteyenlere uygulanan bir anketti.
Daha iyi tanıyabilmek anlamında, daha uygun görevlere yönlendirebilmek anlamında.
Ali ile karşılıklı 2 şer bardak çaylarımızı içtikten sonra yardımcım Ayhan çavuşuma; Ali’ye birliği tanıtmasını, arkadaşları ile tanıştırmasını söyleyip Ali ile birlikte Mehmetçiklerimizin yanına gönderdim.
Aradan ya 10 ya da 15 dakika geçmemişti ki Ayhan çavuşum korkudan gözleri faltaşı gibi açılmış bir şekilde odadan içeri girerek; “Komutanım, Ali salya sümük ağlıyor, inanın ne olduğunu ben de anlayamadım” dediğinde , ilk aklıma gelen bir arkadaşının Ali’ye kötü bir şaka yapmış olabileceği idi.
“Ne oldu, Ayhan, ne yaptınız, biriniz kötü bişey mi yaptınız diye” ısrarlı sorularımın hepsine Ayhan çavuşum tarafından “Hayır, hiç bişey yapmadık komutanım” ile yanıt verilince, Ayhan çavuşum ile birlikte Serikli Ali’nin yanına gittim.
Yemekhanenin hemen girişinde yere çökmüş, hıçkıra hıçkıra ağlaması sessiz, yürekten bir ağlamaya dönüşmüş, gözleri daha bir küçülmüş, o çiroz Ali daha bir çirozlaşmıştı sanki.
“Ne oldu evlat” diyebildim yutkunarak, içim acımıştı çünkü.
Sebepsiz ağlanacak zaman ve ortam yoktu. Kesin Ali’ye biri çok kötü bir şaka yapmıştı.
Mehmetçik sayımızın 2 elin parmakları kadar olduğu bir ortamda, kafamı kaldırıp ta onlara bakarak “yaptığınızı gördünüz mü, kim yaptı bu arkadaşımıza bu şakayı ya da her ne ise” diyemedim, Mehmetciklerimin hepsi en az benim kadar şaşırmış ve duygulanmışlardı bu durum karşısında.
Ne oldu Ali anlat bana evlat dediğimde tekrar.
“Komutanım ben buraya abim ile birlikte gelmiştim” diyebildi.
Ne güzel bak Ali, abinle birlikte gelmişsin sana yolda eşlik edebilmiş buraya kadar dediğim de ise;
“iyi ama komutanım ceketi bende kaldı, geri dönerken üşüyecek” diyebildi ve tekrar hıçkıra hıçkıra başladı ağlamaya.
Yaşaran gözlerimi silmeden, “Ayhan hemen Ali ile birlikte gidip abisine ceketi yetiştirin. Ali haklı üşümesin yolda giderken abisi” diyebildim.
Yüzbinlerce var olan Ali’den sadece Serikli Ali’nin hikayesi.
Yoksulluk ve yolsuzlukla mücadele edemeyenler, elde edilen geliri adil paylaştıramayanlar, siyaseti sadece nüfuz ve rant elde etmek için yapanlar; bu hikaye sizin hikayeniz…









