Sonrasında yaptıklarımızla övüneceğimize, öncesinde yaptıklarımızla gurur duyacağımız yarınlara sevgili yurttaşlarım.
Henüz olandan bitenden haberdar olmadan açtık gözlerimizi yeni bir güne.
Günaydın dedik, güzel bir gün diledik eşe dosta, ama nereden bilebilirdik ki tarihimizin en travmatik, en acı, en zor sabahına uyandığımızı...
Yaşlı ve yorgun Anadolu toprakları son yüzyılın en karanlık sabahına uyandırmıştı hepimizi.
11 illimizde, 15 milyon insanımızı birinci dereceden etkileyerek, resmi rakamlara göre 50.000 den fazla yurttaşımızın hayatını kaybettiği bu felaketin üzerinden koskoca üç tam yıl geçti.
Halen bulunamayan kayıplarımız var.
Ve halen dinmeyen, hiçbir zaman da dinmeyecek acılarımız var.
Yaşadığımız coğrafya kaderimizi tayin etmemelidir.
1999 Marmara Depremleri ülkemiz için milat olmuş, yurttaşımızın duyarlılığı ve farkındalığı yükselmiş ama kamu ve devlet otoritesi yeterince refleks geliştirmemiş, geliştirememiştir.
Bugün, benzer büyüklükte ülkemizin herhangi bir noktasında yine bir deprem olsa, felakete dönecek, acıları yaşayacak, ağlayarak ağıtlar yakarak belki de yine kefene bile saramadan birer ikişer şekilde yakınlarımızı aynı kabirlere kendi ellerimizle biz emanet edeceğiz.
Sonra?
Biz hiçbir zaman unutamayacağız ama unutmadık, unutmayacağız söylemleri en yetkili ağızdan en yetkisiz ağıza kadar koro şeklinde devam edecek.
Ateş ise düştüğü yeri yakmaya devam edecek.
Geride kalan yüreklerde; attığı her saniye dağlanmaya devam edecek.
Evet acımız çok büyük.
Yaşanılan, anlatılması, tarif edilmesi imkansız bir olay.
Ama artık unutmayacağız dedirtmeyelim.
Unutmayalım da unutamayız da.
Fakat aynı, benzer acılar içinde de kalmayalım. Tekrar tekrar yaşamayalım aynı travmaları.
Öle öle öğrenmeyelim.
Unutmayalım ama çalışalım.
İmarsız yapılaşmalara, imar aflarına, günün bilimsel verileri dışında imalat yapanlara karşı çıkalım.
Daha modern kentler yapıyoruz diye, daha çarpık, plansız ve afetlere duyarsız kentler yaratacağımıza her türlü riske dirençli kentler, köyler, kasabalar, vatan oluşturalım.
Unutmayacağız diye sloganlar atarak, mişli, muşlu, caklı, cuklu kelimeler ile günü kurtarmak yerine geleceği kurtaracak çalışmalara imza atalım.
Yıkımlardan ve kayıplarımızdan sonra yapacaklarımızla övüneceğimize, afet öncesi yaptıklarımızla gururu duyalım.
Yıkıma sebebiyet veren, işini iyi yapmayan işçisinden, ustasından, müteahitinden tutun da bunlara yetki ve olur veren, verdiği yetkiyi denetlemeyen, mühendisine, imar müdürüne, belediye başkanından bakanına kadar herkesden hesap soralım.
Soralım ki aynı acıları yaşamayalım, unuttuk diyelim.
Evet, unuttuk biz artık aynı acıları hatırlatan 6.1 büyüklüğünde depremlerde ölmeyi, yangınları, selleri yaşamıyoruz artık unuttuk diyelim.
Kaybettiğimiz canlarımızı unutmamızın asla mümkün olmadığını bilerek.
Yeni acılara dur diyebilmek, yaşama umut olabilmek için, unutmadık ama çok çalışacağız diyelim.
Tam 17 yıldır her fırsatta söylediğim, her platformda dillendirdiğim gibi tekrarlayacağım.
Öle öle öğrenmekten daha doğru, daha güzel, daha başka yollar da var.
İlk Okul’dan itibaren, tüm öğrencilere Lise bitene kadar “Temel Afet Bilinci” ve “Temel İlk Yardım” eğitimleri “mış” gibi değil, kitabına uygun şekilde zorunlu ders olarak müfredata eklenmeli ve bu dersin uygulanması da yine aynı standartta denetlenmelidir.
Kamu otoritesi bu disiplini gerek yapı stoğumuz için gerekse insan kaynağımız için sağlamak isterse çok değil 10 – 15 yıllık bir süreçte biz böyle yıkımları unuturuz.
1999’da başlasaydık 2023 de bu kadar büyük bir acı yaşamazdık.
Sevgili okurum istersek emin olun bunu başarabiliriz.
Bunu istemek için de bilinçlenmek, duyarlı olmak ve kendini yurttaş olarak sorumlu görmek gerekiyor.
Unutmayınız, sonrası için yapılanlar ile gurur duymak, öncesinde yapılmayanlar nedeniyle yaşadığımız kayıplarımızı asla geri getirmeyecektir.
“Felaket başa gelmeden evvel önleyici ve koruyucu tedbirleri düşünmek lazımdır, geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur. Mustafa Kemal ATATÜRK 1920”
Afetsiz günler dileğimle.
Vahdi SARIKAYA









