Son yıllarda çalışma hayatımızda, sanayiden tarıma, hayvancılıktan hizmet sektörümüze kadar, çalışan / emekli olarak günlerini dolduran her yurttaşımızın anlatılamaz derecede sorunları olduğunu görüyor, duyuyor, okuyor biliyoruz.
Hukuk devleti olduğumuzu her fırsatta dile getiren ve fakat ne hukuk ile ne de hukuk devleti ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir dönemin tam da ortasındayız.
Kanunlar hiyerarşisinin en tepe noktasını oluşturan Anayasa ve Anayasa’nın doğru uygulanabilirliğini denetleyen Anayasa Mahkemesi bile “hak” ve “hukuk” yoksunluğundan bahsediyorsa, ülkenin tüm baroları “adalet” için eylem yapıyorsa, elbette ki ilk paragrafta yazdığım sorunların asıl kaynağının ne olduğu daha kolay anlaşılacaktır.
Buna rağmen, geleceğe umutla bakmak için, çocuklarımıza daha mutlu, daha güvenilir bir ülke, daha huzurlu ve birlikte yaşamaktan gurur duyacağımız bir ülke bırakmak için sorun, sorgulayın, hakkını arayanın yanında olun…
Günlerdir içimiz burkularak izliyoruz.
Gözlerimiz doluyor, boğazımıza bir yumru oturuyor ve yutkunamıyoruz.
Toplumsal travmanın eşiğindeyiz.
Hak aramanın bu kadar acı,
Hak aramanın bu kadar zor,
Hak arayana bu kadar düşmanca yaklaşımın olduğu,
On yıllardır ülkeyi sınıfsızlaştırmak için çalışan iktidarlar, iktidarlarla birlikte rol alan güç odakları sonunda başardılar.
Çünkü o güç odakları iktidarı kuşattılar.
Sınıfsız bir ülke, sınıfsız bir toplum yaratmak için çok çalıştılar.
Kutlayın kendinizi, kutlayın geldiğimiz noktayı, kutlayın babasının yanında ağlattığınız evlat için kendi çocuklarınızı…
Elbette burada sadece iktidarları zan altına almak konuya hem doğru bakış açımızı kaybettirir hem de ahlaki olmaz.
Ülkece, gerek sanayi, gerek tarım ve gerekse diğer hizmet sektörlerinde olması gerektiği gibi örgütlenip, sınıfsal mücadeleyi başaramayan Türk halkı, iktidarlar kadar suçlu, iktidarlar kadar konuya dolayısı ile de demokrasiye uzak.
Aylarca maaş ve özlük haklarını alamadığı için yüzlerce kilometre yol yürüyüp Ankara’ya, başkentimize Kurtuluş parkına hapsolan, kuşatılan işçilerimiz karşısında ne yapıyor, neler soruyor, neler düşünüyoruz?
Yapanın yanına kar kalan, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyen bir zihniyetten derhal, hemen, şimdi vazgeçmeliyiz.
Ve sayıları yüz civarında olan maden işçilerimizin hak mücadelesi için başlattıkları açlık grevine, haklarını alarak son verdirmek için düşünmeli, çalışmalı ve birşeyler yapmalıyız.
Neredesiniz her fırsatta sokaktaki insanın hakkını savunuyorum diyen, siyaseti meslek edinmiş politikacılar?
Neredesiniz sınıfsal örgütlenmede rol alan Sendikalar?
Neredesiniz günlük üç simit, üç çaya mahkum edilen emeklilerin örgütleri?
Neredesiniz atanamayan öğretmenler?
Neredesiniz EYT’li hak kaybı mağdurları?
Neredesiniz Asker / Polis emeklileri?
Neredesiniz meslek örgütleri?
Her mikrofona konuşan muhalefet neredesiniz?
Anayasa mahkemesinin bile hak mücadelesi verdiği bir süreçte biz birlikte hareket edemez isek başaramayız bu net, geldiğimiz nokta bu kadar açık artık, bunu size illa ki Trump mı söylemeli?
Her fırsatta bindirilmiş kıtalar ile Ankara’ya eyleme giden aktivist kanaat önderlerimiz neredesiniz?
Bu ülke yurttaşından para kazanan, onur kazanan, sembol olan sanatçılarımız, yol gösterici akademisyenlerimiz neredesiniz?
Daha ne bekliyorsunuz?
Açlık grevi sonunda ölmelerini mi bekliyorsunuz?
Alın terini, çoluğunun çocuğunun rızkını yedirmemek için açlık grevine giden işçilerimizin yanında yer almayacaksanız söylemleriniz, eylemleriniz, dik duruşlarınızın gayesi ne olabilir?
Yoksa siz bu vatanın sadece size kazandırdığı paraları mı, makamları mı, gücü mü seviyorsunuz?
İnsanını, doğasını, en kutsalı yaşam hakkını sevmiyor musunuz?
Hiç mi utanmıyorsunuz?
Ve devlet, devletimiz.
Seni var eden, seni var etmek için dişiyle tırnağı ile çalışan, kişisel kazanımından neredeyse daha çoğunu sana, varlığına devam edebilmek için vergi adı altında veren, tek bir vatandaşının hak kaybı karşısında sen neredesin?
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” sözü ile devletin temelini insanı oluşturduğu ve gücünü vatandaşının huzur/refah ve mutluluğundan alacağını, adaleti merkezine alan bir yaklaşımın önemini anlatan Şeyh Edebali’nin sözünü bilmiyormusunuz?
Neden kuşattırıyorsun hak arayanın etrafını?
Neden o patrona hesap sormuyor, neden malına mülküne el koyarak onun yüzlerce işçisine yaptığını sen tek bir patrona yapmıyorsun?
Devletsin sen, güçsün, otoritesin, kanunsun unutma.
Ankara’da başkentimizde gözlerimizin önünde yaşanan, yaşatılan, zulüm ve işkenceye neden göz yumuyor, sessiz kalıyorsun?
İnsanlarına daha mutlu, daha huzurlu ve güvenli bir gelecek vadeden ve siyasi arenada rol almak isteyen her kim bu gün haklarını alabilmek için günlerdir Ankara’da eylem yapan maden işçilerimizin yanında yer almıyorsa, boşuna kendisini yormasın artık.
Çünkü söyleyeceğiniz hiçbir şey doğru olmayacaktır.
Kurtuluş parkında emeğinin karşılığını isteyen işçilerimize selam olsun,
Kurtuluş parkında işçilerimize omuz verenlere selam olsun.
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz diyerek destek verenlere selam olsun…
Vahdi SARIKAYA










