Merhaba sevgili okurum.
İçinden geçtiğimiz dönemin tarifini yapmakta gerçekten zorlanıyoruz.
Siyasal yaşamda ki kavgaların, toplumsal yaşamdaki huzur, adalet, güvenlik ve refah artışı ile alakalı olmadığı ortada.
Son elli – atmış yılımızda yaşadığımız hemen her büyük siyasi kırılmanın ardından sanki önceki dönemlere inat yeni söylemler, yeni umutlarla ortaya yeni partilerin çıktığına sanırım yaşı biraz kemale ermiş her yurttaşımız şahittir.
İşin garip tarafı ise, bu süreçte siyasi partilerin isimleri değişirken, siyaseti meslek olarak kabul edenlerin değişmemesi nedeni ile sürdürülen anlayış da çoğu zaman aynı kalmıştır.
Toplumsal sorunlarımız ise, daha da büyümüş ve artık içinden çıkılması zor bir döneme girilmiştir.
İşte bugün de benzer bir eşikte duruyoruz.
Cumhuriyetimiz ile yaşıt bir partinin düştüğü, düşürüldüğü duruma bakar mı sınız?
Gülelim mi, ağlayalım mı?
Covid-19 salgını öncesinde alarm veren ekonomi, 6 Şubat depremleri ile de ekstra bir yükün altına girmiş, yaklaşan 2023 - 24 Cumhurbaşkanlığı ve yerel seçimlerinde de aslında çanlar, iktidarın aleyhine olabildiğince yüksek perdeden çalmaya başlamıştı.
Sanırım, dünyanın herhangi bir ülkesinde bütün şartların muhalefetin lehine olduğu ve buna rağmen büyük fark oranları ile seçimi kazanamadığı, başka bir ülke daha da yoktur.
Gelelim günümüze.
İktidar üst aklı; 2027 ya da 2028 de kendine en uygun tarihte, Cumhurbaşkanlığı seçimini yapacağını, bunun için de rakiplerini pasifize etmesi gerektiğini 2023 yılında kurgulamıştır.
“Anayasa” değişikliği yapmak, bu değişikliğin alt yapısını, bir takım manevralar ile olgunlaştırılmak elbette planlanlamayla yapılabilecek zekice işlerdi.
Olası rakiplerine de belden aşağı vurmasının sebeplerinden en önemlisi de budur.
Aslında oyun çok basit; Tek kale futbol maçı. Kalede komple muhalefet, sözde oynayan iki takımın oyuncuları ise iktidar grubundan oyuculardır.
Hakem ise, elbette oyunun ve takımın kurucusu hatta sahibidir.
İşte tam da bu nedenledir ki, oyuncuların derdi seyircilere nezih, kaliteli bir oyun seyrettirmek, spor yapmak değil, sadece canları istediğinde kaleye gol atmaktır.
Seyircinin ise, bu nasıl oyun, bu nasıl takım tarzı, muhalif tonda, muhalif renkte düşüncesini açıklamaya kalkarsa, sonu maç bitene kadar stadyumun altında yer alan makine dairelerinde misafir edilmekti.
Sessiz, düşüncesiz, susuz, aç bilaç ne zaman biteceği Allaha havale edilmiş maç; Keyifsiz, umutsuz, fersiz gözler ve tezahüratsız olarak sessizce seyrediliyordu.
Teknik kadro, masör, antrenör, şoför vb çalışanların, kazananların dışında koskoca bir miiletçe.
Şimdi gelelim yazımızın asıl konusuna, alışık olduğumuz döngüye.
Askeri darbelerin akabinde oluşan yapılar, genelde toplumsal muhalefeti yükseltenlerden ziyade askerin işaret ettiği, nispeten olumlu ve ılımlı siyasal rejim vaad edenlerin, iktidar koltuğuna istisnalar hariç oturtulduğunu biliyoruz.
Böyle, İnişli çıkışlı, bir ileri iki geri giden demokrasimizin de, arabesk müzikle beslenen neslin erbapları tarafından elbette arabesk siyasal düşünce yapısı ile şekillendirilmesi gayet normaldi.
KK Genel başkan olduğunda “tutuklu vekiller parlamento çatısı altına gelip, yemin etmezler ise biz de yemin etmeyeceğiz” dediğinde ayakta alkışladığımı hatırlıyorum.
Tıpış tıpış gidip yemin ettiklerinde ise avazım çıktığı kadar yuhalamıştım.
“Ekmek için Ekmeleddin” sloganı ile karşımıza çıktığında ise ne oy vermeye gitmiş, ne de partili kalmıştım.
Elbette tecrübeli, çok çok tecrübeli siyaseti meslek edinmiş kişilerin bir bildikleri vardı.
Yoksa 2023 seçimlerinde ana muhalefet partisinin 135 sandalyesinde 64 vekilin ilk kez, 71 vekilin ise 2 ile 7 dönemdir vekillik yaptığının bir nedeni olduğu nasıl anlaşılabilirdi?
Tam 7 dönemdir vekillik yapanı mı ararsınız, dededen toruna devredilen bir mirastan mı söz edersiniz, karar sizin sayın okurum.
Ama maalesef ki koskoca ülkede vekillik yapacak başka da bir Allahın kulu yokmuş meğerse, hem iktidar hem muhalefet cenahında…
Çok kısa olarak yakın geçmişe, 2023 seçimlerine tekrar dönelim.
CHP li vekillerin %47.41’i (64),
AKP li vekillerin % 56.27’si (148) ise ilk kez parlamentoya vekil olarak girecek mutlu azınlığı oluşturduklarına göre: bugünün sorumlularını nerede aramamız gerekiyor!
Bu durumda bir hata aranacak ise 2023 seçimlerinde iki ve yedi dönem arasında parlamento da ana muhalefet çatısı altında vekillik yapan % 53 yani 71 chp li vekile sorulmaz mı “ne oldii” diye?
86 milyon yurttaşımızın başına çorap ördünüz, örmeye de devam ediyorsunuz.
Çünkü biz size inanmış, biz size güvenmiştik.
İktidarın liyakatsız atamalarına paralel, yerel yönetimlerde ki liyakatsız atamalarınızı görmezden geliyor hep birlikte bağırıyorduk.
İktidarın kamu mallarını yandaşlarına üçüne beşine bakmadan peşkeş çekmesine kızıyor, yuhalıyor ama kendi belediyelerimizde satılmadık bir karış toprağımız kalmayana kadar satışına ses çıkartmıyorduk.
Ülkeyi talan eden, kıyıları yağmalayan, yaylaları zengin araplara, kolay paralılara pazarlayan zihniyete karşı bizde; imarsız çirkin kentler yaratıyorduk.
Çünkü siyasetçimiz meslek erbabı olmuş, aynı aileden her kulvarda rol alan siyasetçilerimiz doğmuştu.
Üstelik, ideolojileri sadece çıkar amaçlı, nüfuz amaçlı güçlenmekti.
Evet sevgili okurum,
İlçemi küçük bir Türkiye örneği olarak gördüğüm için aslında Seferihisar özelinde yazsam da sanırım sizler de yaşadığınız yörelerden aynı fotoğrafları çekiyor, aynı manzaralara açılan pencerelerden bakıyorsunuzdur.
Bu kadar özeleştiriden sona; gelelim “Yeni Parti”ye.
Evet, 2023 de 64 vekili acemi idi diyelim. O zaman parti içi çoğunluğu oluşturan 71 tecrübeli, çok kıdemli vekil ne yaptı?
Bu kadroları yani, haklı haksız, tutuklanan belediye başkanlarını, meclis üyelerini kim, kimler seçti, seçtirdi?
Liyakata kim baktı?
Atamaları kim yaptı?
Urla’dan aday olanları Çeşme’ye, Güzelbahçe’ye kim belediye başkanı yaptı, kim onay verdi?
Bunları konuştunuz mu?
Bunları yapanlar da, onaylayanlar da yeni partide yol arkadaşınız, dava arkadaşınız mı?
Çok zor bir soru değil.
Kısaca; “yeni olacak partinin neresi yeni”.
Kimleri eski!
Bakın yine iktidar gibi kandırılmayın…
Evet sevgili okurum bilirsiniz; bir mıh nal’ı, bir nal at’ı, bir at’da komutanı, bir komutan da vatanı kurtarıyorsa ve çürük bir elma da sepette ki tüm elmaları bozuyorsa diye bilinen çok meşhur atasözlerimiz vardır hatırlatayım dedim.
Yeni Parti, ülkemize hayırlı uğurlu olsun.
İktidarın dediği ve istediği yere gelindi.
Artık muhalefet iktidar olabilir mi olamaz mı hep birlikte göreceğiz.
Bütün bunlara rağmen, muhalefetin iktidar olabilme olasılığı çok yüksektir.
Hatta 2023 seçimlerinden bile yüksektir.
Bu yüksek oran artık şansa bırakılmayacak kadar da değerlidir.
Ekonomi toz duman.
Neredeyse bütün ülke asgari yaşamda eşitlenmiş.
Enflasyonda, işsizlikte, adaletsizlikte, gençsizlikte, geleceğe güvensizlikte rekorlar üzerine rekorlar kırıyoruz.
Mazallah elimize su dökecek ne bir Afrika kabilesi, ne de bir uzak doğu ülkesi kalmadı.
İktidarın derdi iktidarda kalmak, muhalefetin derdi muhalefette kalmak.
Sokaktaki yurttaşın derdi ise, zamsız bir sabaha uyanmak, güvende kalarak karnını doyurmak, çok uzadığı söylense de ömrünü huzurla tamamlamak.
2027 ya da 2028 seçimleri inanılmaz derecede sürprizlere gebe.
Bu yarışı; siyaseti meslek edinmiş, mevcut siyasi aktörlerin dışında; güven verecek, adalet ve hukuku varoluşun temel ilkeleri olarak benimseyen, laik, çağdaş, üniter bir Türkiye özlemini haykıran ve bunun için ateşten gömlek giyen kişi ve kişiler kazanacak.
Türkiye kazanacak, 86 milyon yurttaşımız kazanacak, demokrasimiz kazanacak.
On yıllardır adaletsiz gelir dağılımı ile ezilen toplum, enflasyonist baskı ile yoksullaşırken; güçlünün hukuku karşısında yok edilmek istenmiş, açlığa, yoksunluğa, yoksulluğa mahkum edilmiştir.
Kazanan hep rantiyeciler ve vesayet makamı savunucuları olmuştur.
Artık, eski camlardan bardak olunmayacağını bu ülke insanı yaşaya yaşaya, öle öle öğrenmiştir.
İşte bütün bu gerçekler karşısında şimdi hep birlikte şunu haykırmalıyız.
Türkiye’mizin ihtiyacı yalnızca yeni bir parti değil, yeni, yepyeni bir siyaset anlayışı, ahlakı olmalıdır.
Bu anlayış da tabandan gelecek, güçlünün değil haklının hakkını savunacak, milli gelirden adil ve adaletli paylaşımla, gençliğinden korkmayan, geleceğine gururla bakacak, bağımsız bir Cumhurbaşkanı adayı ile gerçekleştirilebilecektir.
Türkiye’nin ihtiyacı 199’ncu ya da 200’ncü siyasi parti değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı: siyaseti meslek olmaktan çıkaracak yeni bir siyaset ahlakıdır.
Eski camdan yeni bardak olmaz, doğru. Aynı anlayıştan da yeni Türkiye doğmaz.
Yeni siyaset anlayışı yalnızca yeni bir partiyle değil; parti disiplinin, grup baskısının ve siyasi kariyer hesaplarının dışında kalabilen, yalnızca Anayasa’ya, hukuka ve millete karşı sorumluluk hisseden bir devlet anlayışıyla mümkün olabilir.
Bu nedenle Türkiye’nin ilk kez, gerçekten bağımsız bir Cumhurbaşkanı adayını da ciddi biçimde tartışması gerektiğine inanıyorum.
Bağımsız bir Cumhurbaşkanı adayı; herhangi bir parti genel başkanına değil, yalnızca millete hesap veren; kabinesini liyakat esasına göre kuran; seçim sonrası parti dengelerini değil, devletin çıkarını milletin bekasını önceleyen, bir yönetsellik anlayışının sembolü olabilir.
Bu başarılamaz demiyorum; tartışılmadan reddedilmemesi gerektiğini söylüyor, yazıyor ve uyguluyorum.
İşte bu nedenler ile; belki de Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir parti değil; milletin ortak vicdanını temsil edecek, hiçbir siyasi yapının vesayeti ve rantiyecinin emrinde olmayan bağımsız bir Cumhurbaşkanı adayını ve onun temsil edeceği yeni siyaset ahlakını konuşmaya başlamaktır.
Hayata; huzurla, güvenle ve inançla bakın lütfen.
Sıcak havalarda ateşe, yangın tehlikesine dikkat edin.
Su içmeyi, kapınızın önüne de bir tas su koymayı sakın ihmal etmeyin sevgili okurum.
Ülkemize de yeni parti değil, yeni siyaset anlayışları gerekmektedir, en derin saygı ve sevgilerimle.
Vahdi SARIKAYA









