5 Aralık 1934… Bir ülkenin gökyüzü, kadınların sesiyle genişlediği gün.Tarihler bazen yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Bazı günler vardır ki, bir toplumun yönünü değiştirir, geleceğin rotasını yeniden çizer. 5 Aralık da işte böyle bir gündür. O gün, Türk kadını yalnızca sandığa değil; eşitliğe, yurttaşlığa ve kendi kaderini tayin etme hakkına yürümüştür.Cumhuriyet henüz gençti, ama hayalleri büyüktü. Kadınların yüzyıllardır kapısında bekletildiği siyaset sahnesi, ilk kez ardına kadar açıldı. Bir imza atıldı, fakat mürekkebi yalnız kâğıda değil, tarihin vicdanına aktı. Kadın, artık yalnız evin değil; kentin, meclisin, ülkenin de sahibiydi.O gün ilk kez bir kadın oy verdiğinde, sadece bir tercih yapmadı. Sessiz bırakılmış kuşakların adına konuştu. Annesinin, ninesinin, adını bile bilmediğimiz binlerce kadının “varım” diyen nefesi oldu. Sandığa atılan her oy, görünmeyen bir zinciri biraz daha kırdı.“Kadınlar hep göklerde olacak” sözü, bir sloganın ötesinde, bir yön tayinidir. Gökler; sınırların, yasakların, cam tavanların olmadığı yerdir. Kadın yükseldikçe toplum da yükselir. Çünkü bir ülke, nüfusunun yarısı yere bastırılırken yükselemez.Seçmek, iradedir.
Seçilmek, sorumluluktur.
Kadınlara bu iki gücün de verilmesi, demokrasinin gerçek anlamda nefes almaya başlamasıdır. 1935’te Meclis’e giren ilk kadın milletvekilleri, yalnız kendi dönemlerini değil, bugünün kız çocuklarını da temsil ediyordu aslında. Onlar, geleceğe açılmış ilk kapılardı.Bugün üzerinden 91 yıl geçti. Kazanılan haklar, ne yazık ki kendiliğinden yaşamaz. Onları her kuşak yeniden hatırlamak, yeniden savunmak zorundadır. Çünkü hak unutulursa zayıflar, savunulmazsa geriler. Kadınların seçme ve seçilme hakkı, sadece bir hukuk maddesi değil; eşit bir toplumun temel direğidir.Bugün hâlâ her kadının siyasette, işte, sokakta, hayatta aynı cesaretle yer alabildiğini söylemek zor. Ama şunu biliyoruz: 5 Aralık 1934, geri dönülemeyecek bir yolun kapısını açtı. O kapıdan giren her kadın, arkasından bir başkasına da ışık tuttu.Kadınlar göklerde oldukça; umut da yükselir.
Kadınlar göklerde oldukça; adalet yeryüzüne daha sağlam basar.
Kadınlar göklerde oldukça; Cumhuriyet, kendine biraz daha benzer.Bugün göğe bakarken yalnız bulutları değil, 91 yıl önce açılan o yolu da görelim. Ve hatırlayalım: Bu gökyüzü sadece bakmak için değil, yükselmek içindir. Kadınlar için, herkes için…
Seçilmek, sorumluluktur.
Kadınlara bu iki gücün de verilmesi, demokrasinin gerçek anlamda nefes almaya başlamasıdır. 1935’te Meclis’e giren ilk kadın milletvekilleri, yalnız kendi dönemlerini değil, bugünün kız çocuklarını da temsil ediyordu aslında. Onlar, geleceğe açılmış ilk kapılardı.Bugün üzerinden 91 yıl geçti. Kazanılan haklar, ne yazık ki kendiliğinden yaşamaz. Onları her kuşak yeniden hatırlamak, yeniden savunmak zorundadır. Çünkü hak unutulursa zayıflar, savunulmazsa geriler. Kadınların seçme ve seçilme hakkı, sadece bir hukuk maddesi değil; eşit bir toplumun temel direğidir.Bugün hâlâ her kadının siyasette, işte, sokakta, hayatta aynı cesaretle yer alabildiğini söylemek zor. Ama şunu biliyoruz: 5 Aralık 1934, geri dönülemeyecek bir yolun kapısını açtı. O kapıdan giren her kadın, arkasından bir başkasına da ışık tuttu.Kadınlar göklerde oldukça; umut da yükselir.
Kadınlar göklerde oldukça; adalet yeryüzüne daha sağlam basar.
Kadınlar göklerde oldukça; Cumhuriyet, kendine biraz daha benzer.Bugün göğe bakarken yalnız bulutları değil, 91 yıl önce açılan o yolu da görelim. Ve hatırlayalım: Bu gökyüzü sadece bakmak için değil, yükselmek içindir. Kadınlar için, herkes için…








