Turizm denince çoğumuzun aklına ilk gelen şeyler bellidir: deniz, manzara, konfor, kusursuz servis, unutulmaz tatlar… Oysa bu hikâyenin görünmeyen bir tarafı vardır. O taraf; sabahın ilk ışığında uyanan, gece herkes uyuduktan sonra hâlâ ayakta olan, sahnenin arkasında kalan turizm emekçilerinin dünyasıdır.Ben bir otel genel müdürü olarak şunu çok net söyleyebilirim: Misafir memnuniyeti ne kadar önemliyse, çalışan memnuniyeti en az onun kadar kritiktir. Çünkü mutlu olmayan bir ekip, hiçbir zaman gerçek anlamda iyi bir deneyim sunamaz.İşte tam bu noktada, Lov Faralya’nın kalbinde atan bir mutfak var. Ama bu mutfak misafirlere değil, çalışanlara hizmet ediyor. Ve o mutfağın başında bir isim var: Of’lu Hüseyin Usta.Hüseyin Usta’nın hikâyesi, aslında bu ülkenin en gerçek hikâyelerinden biri.1996 Trabzon doğumlu. Kökeni Of. Ve bu detayı gururla taşıyor. Ona “Of’lu Şef” diyorlar. O da bundan hiç gocunmuyor. Aksine, kim olduğunu unutmamanın en sade yolu olarak görüyor bunu.Hayata kolay başlamamış.Henüz çocuk yaşta, 2008 yılında sanayide çalışmaya başlıyor. Yağın, kirin, gürültünün içinde geçen bir dönem… Ama insanın içinde bir his varsa, o kendini bir şekilde belli ediyor. Hüseyin Usta’nın içinde de mutfak vardı.2010 yılında mutfağa ilk adımını atıyor.İlk günler mi? Zor.Eller kesiliyor, beden yoruluyor, can yanıyor. Ama onun söylediği bir cümle var ki aslında her şeyi özetliyor:
“Asıl zor olan vazgeçmekti.”O vazgeçmemiş.Çünkü o, yemeği sadece karın doyurmak için yapmamış hiçbir zaman. Onun derdi başka: Bir insan bir şey yediğinde kendini iyi hissetsin. İçinde bir sıcaklık oluşsun. Belki bir anlığına bile olsa, hayatın ağırlığı hafiflesin.Trabzon’dan çıkıp İzmir’e gidiyor. Büyük otellerde çalışıyor. İstanbul’da geceleri sabaha bağlıyor. Bodrum’da henüz 24 yaşındayken aşçıbaşı oluyor.Bu yolculuk ona sadece meslek öğretmiyor.Bir şey öğretiyor:
En pahalı yemek, en iyi yemek değildir.
İnsan, kendini iyi hissettiren yemeği unutmaz.Bugün Fethiye’de, Lov Faralya’da personel yemekhanesinin başında.Dışarıdan bakıldığında “personel mutfağı” çok büyük bir başlık gibi görünmeyebilir. Ama işin iç yüzü bambaşka.Çünkü o mutfaktan çıkan yemek, sadece bir öğün değildir.Memleketinden uzakta çalışan birinin özlemidir.
Yoğun bir günün ortasında alınan bir nefestir.
Bazen sadece bir çorba, bazen çocukluk hatırası, bazen de “yalnız değilsin” diyen sessiz bir dokunuştur.Hüseyin Usta bunu çok iyi biliyor.O yüzden yemek yapmıyor sadece.
İnsanları toparlıyor.Kimi zaman bir pilavla, kimi zaman bir çorbayla, kimi zaman da tabağın içine koyduğu küçük bir özenle…Çocukken bir hayali varmış: İnsanları doyurmak. Hatta imkânı olmayanlara bile bir tabak sıcak yemek verebilmek.Hayat onu farklı yollardan geçirmiş. Okullar, yarım kalan hayaller, ekonomik zorluklar… Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazanmış ama devam edememiş. İçinde kalmış mı? Kalmış.Ama başka bir yol bulmuş.Pes etmek yerine, yönünü değiştirmiş.
Milli Eğitim onaylı aşçılık sertifikasını almış.
Kendi yolunu kendisi çizmiş.Ve bugün hâlâ aynı heyecanla çalışıyor.Çünkü içindeki o çocuk hâlâ orada.
Ve hâlâ aynı şeyi istiyor:
Bir tabak yemekle bir insanın gününü değiştirebilmek.Turizm sektörü çoğu zaman vitrinden ibaret sanılır. Oysa asıl farkı yaratanlar vitrinin arkasındaki insanlardır.Bir otelin gerçek kalitesi, sadece manzarasında ya da servisinde değil; çalışanına verdiği değerde gizlidir.Ve biz Lov Faralya’da şuna inanıyoruz:
Mutlu çalışan = mutlu misafir.Bu yüzden Hüseyin Usta’nın yaptığı iş, sadece yemek yapmak değildir. O, bu otelin ruhunu besliyor.Belki hiçbir misafir onun hazırladığı yemeği tatmayacak. Ama o yemekleri yiyen ekip, o enerjiyle misafire hizmet edecek. Ve işte o zaman, görünmeyen bir bağ kurulacak.Bir tabağın içinden geçen bir hikâye…Hüseyin Usta’nın dediği gibi:
“Bir kaşıkta ‘yalnız değilsin’ hissini verebilmek…”Turizmde gerçek ustalık belki de tam olarak budur.Ve evet…
O hâlâ “Of’lu” demeye devam ediyor.Çünkü insan, nereden geldiğini unutmadığında, nereye dokunduğunu daha iyi bilir.Belki de bu yüzden…
Onun yaptığı yemekler sadece doyurmuyor.İz bırakıyor.
“Asıl zor olan vazgeçmekti.”O vazgeçmemiş.Çünkü o, yemeği sadece karın doyurmak için yapmamış hiçbir zaman. Onun derdi başka: Bir insan bir şey yediğinde kendini iyi hissetsin. İçinde bir sıcaklık oluşsun. Belki bir anlığına bile olsa, hayatın ağırlığı hafiflesin.Trabzon’dan çıkıp İzmir’e gidiyor. Büyük otellerde çalışıyor. İstanbul’da geceleri sabaha bağlıyor. Bodrum’da henüz 24 yaşındayken aşçıbaşı oluyor.Bu yolculuk ona sadece meslek öğretmiyor.Bir şey öğretiyor:
En pahalı yemek, en iyi yemek değildir.
İnsan, kendini iyi hissettiren yemeği unutmaz.Bugün Fethiye’de, Lov Faralya’da personel yemekhanesinin başında.Dışarıdan bakıldığında “personel mutfağı” çok büyük bir başlık gibi görünmeyebilir. Ama işin iç yüzü bambaşka.Çünkü o mutfaktan çıkan yemek, sadece bir öğün değildir.Memleketinden uzakta çalışan birinin özlemidir.
Yoğun bir günün ortasında alınan bir nefestir.
Bazen sadece bir çorba, bazen çocukluk hatırası, bazen de “yalnız değilsin” diyen sessiz bir dokunuştur.Hüseyin Usta bunu çok iyi biliyor.O yüzden yemek yapmıyor sadece.
İnsanları toparlıyor.Kimi zaman bir pilavla, kimi zaman bir çorbayla, kimi zaman da tabağın içine koyduğu küçük bir özenle…Çocukken bir hayali varmış: İnsanları doyurmak. Hatta imkânı olmayanlara bile bir tabak sıcak yemek verebilmek.Hayat onu farklı yollardan geçirmiş. Okullar, yarım kalan hayaller, ekonomik zorluklar… Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazanmış ama devam edememiş. İçinde kalmış mı? Kalmış.Ama başka bir yol bulmuş.Pes etmek yerine, yönünü değiştirmiş.
Milli Eğitim onaylı aşçılık sertifikasını almış.
Kendi yolunu kendisi çizmiş.Ve bugün hâlâ aynı heyecanla çalışıyor.Çünkü içindeki o çocuk hâlâ orada.
Ve hâlâ aynı şeyi istiyor:
Bir tabak yemekle bir insanın gününü değiştirebilmek.Turizm sektörü çoğu zaman vitrinden ibaret sanılır. Oysa asıl farkı yaratanlar vitrinin arkasındaki insanlardır.Bir otelin gerçek kalitesi, sadece manzarasında ya da servisinde değil; çalışanına verdiği değerde gizlidir.Ve biz Lov Faralya’da şuna inanıyoruz:
Mutlu çalışan = mutlu misafir.Bu yüzden Hüseyin Usta’nın yaptığı iş, sadece yemek yapmak değildir. O, bu otelin ruhunu besliyor.Belki hiçbir misafir onun hazırladığı yemeği tatmayacak. Ama o yemekleri yiyen ekip, o enerjiyle misafire hizmet edecek. Ve işte o zaman, görünmeyen bir bağ kurulacak.Bir tabağın içinden geçen bir hikâye…Hüseyin Usta’nın dediği gibi:
“Bir kaşıkta ‘yalnız değilsin’ hissini verebilmek…”Turizmde gerçek ustalık belki de tam olarak budur.Ve evet…
O hâlâ “Of’lu” demeye devam ediyor.Çünkü insan, nereden geldiğini unutmadığında, nereye dokunduğunu daha iyi bilir.Belki de bu yüzden…
Onun yaptığı yemekler sadece doyurmuyor.İz bırakıyor.










