2002’de ne konuşuldu 23 yılda ne yapıldı?
2002 de nerede idik? 2025 de neredeyiz?
Herkesin uykusu geldiğinde yatacağı bir yatağa, ihtiyaç hissettiğinde kullanacağı bir araca, başını sokacağı bir konuta, geçimini sağlayacağı bir işe, karnı acıktığında doyuracağı bir mide’ye, kendini huzurlu, mutlu ve güvende hissedeceği bir sokağa, mahalleye, ülkeye ihtiyacı vardır.
Ve en önemlisi de bu mutluluğu yaşayacağı bir aileye, bir olmaya, birlik olmaya ihtiyacı vardır.
Tam 23 yıl önce, Adaletsizlikten dem vurarak, yoksulluktan dem vurarak, geçim derdi ile bunalan halk yığınlarına çözüm üreteceğim diyerek, ülkeye huzur, refah ve adalet getireceğim diyerek yoksun ve kadim Anadolu halkının güvenine hasıl olan iktidar, bırakınız bir milim ileri gitmeyi 85 milyonluk ülkenin 70 milyonunu geri geri götürmüş, asgari yaşam düzeyine eşitlemiş geri kalan 15 milyonunu ise fersah fersah yücelterek, yükselterek, yurt dışı malikaneler, yatlar, katlar ile ihya etmiştir.
Allah çalışarak, alnının teri ile kazanana çok daha fazlasını versin.
Ama, hak etmediği ihaleleri alan, teşvikler alan, aldığı kredileri geri ödemeyerek servetine servet katanlara maalesef daha da versin diyemiyorum.
Allah, adaletinin kılıcını keskin, ateşini harlı yapsın diyorum.
Çay simit hesabı yapmayacağım,
Dolar, Euro, Altın hesabı hiç yapmayacağım.
Varsa içecek bir bardak çayım ile yiyecek bir lokma ekmeğimin tadını çok iyi bilirim.
Yok olanın da acısını iliklerime kadar hissederim.
Evet gelelim esas konumuza: 1923 yılı 29 Ekim günü ilan edilerek yeni bir hayata merhaba diyen genç Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanları o günde vardı, bu gün de varlar.
Ümmetci bir anlayıştan Laik, Çağdaş, milli bir devlet ve ulus yaratanlara karşı sinsi planlar maalesef Cumhuriyet’in ilanından önce hazırlanmış, Cumhuriyet’in ilanı ile kısa süreli rafa kaldırılsa da içeride ki işbirlikçilerinin marifetiyle son 50 yıldır rafdan indirilip ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülmüştür.
Tıpkı dün yapılan sözde Silah Yakma törenleri gibi…
Doğudan gelen akımlar karşısında Roma İmparatorluğu yönetsel dirayetini sergileyemeyip Batı ve Doğu olarak ikiye bölündükten sonra ve Doğudan gelen akımların ve Türk istilasının sonucu Doğu Roma’nın devamı olan Bizans İmparatorluğu İstanbul’un fethi ile yıkılmış, Dünya’mız da ortaçağın karanlığından kurtulup Yeni Çağa Türklerin etkisi ile de geçmişti.
Osmanlı İmparatorluğunun Bizans’ı yıkması, İstanbul’u alması özellikle Batı uygarlığı ve Hıristiyan dünyasında derin bir travma yaratmış, tarihin başlangıcı, medeniyetlerin başlangıcı, dünyanın merkezi kabul edilen bu toprakların Türk’lere bırakılamayacak kadar önemli ve değerli olduğu konusunu bir türlü zihinlerinden çıkartamamışlardı.
İnsan hareketleri, gelişen teknolojik devrimler, kültürel yaklaşımlar sonucu ve aslında gerçekten de öncesindeki büyük ve ihtişamlı imparatorluklardan çok daha fazla, doğu kültürünün de etkisi “insan odaklı”, “yaşamın kutsallığına saygı” odaklı bir imparatorluk olan Osmanlı imparatorluğu büyüdükçe Müslüman olmayan topluluklarında şimşeklerini çeker hale gelmişti.
Neticede; tarihte çok fazla örneğini gördüğümüz gibi bu büyük imparatorluk iç ve dış etkenler ile zayıflatılmış, esir alınmış tam da hançer yüreğini parçalayacak iken Sarı saçlı Mavi gözü bir adam ortaya çıkıp bu yüce asil milletin yok edilmesine, esir düşürülmesine hayır demiş ve Laik, Çağdaş, Demokratik bir Cumhuriyet rejimi ile sonsuza dek yaşasın diye temellerini atarak bu emperyal güçlerin planlarını bozmuştu.
Ama sinsilikte, arkadan iş görmede, hasislikte ve aşağılık bir yapıda dünyada her şeyin sadece kendi soy ve soplarına ait olabileceği düşüncesi ile hareket eden İngiliz, Fransız, İtalyan, Ermeni, Yunan kısacası ilaveleri ile tüm emperyalist odaklar ve devletimsi terörist yuvaları farklı planlarını hayata geçirmekte ısrarcı idiler.
Ve tam 50 yıldır da bu plan kurgulanıyor, sahneleniyor ve tıkır tıkır çalışıyor.
Evet, aklı başında hiçbir kimse hele hele damarlarında asil Türk kanı taşıyor ise Savaş istemez.
Çünkü onun atası evlatlarına “yurtta barış, cihanda barış”ı savunmayı öğretmiştir.
Barış, sadece kulağa hoş gelen bir sözcük olamaz.
İçi boş vaadler ile de doldurulamaz.
Barış, bir disiplin meselesidir, barış bir hukuki konudur, barış bir yaşam biçimi, barış bir anlayış, barış bir varoluş ve huzurun tanımıdır.
O zaman barış için emek sarf etmek, zaman harcamak ve en önemlisi de değer vermek gereklidir.
Türkiye Cumhuriyetinde;
Hukuki sorunlar var, Milli Eğitim ile ilgili Sorunlar var, Sağlık ile ilgili sorunlar var, Laiklik ile ilgili sorunlar var, Milli Güvenlik ile ilgili sorunlar var, Adaletsizlik ile ilgili sorunlar var, Liyakatsızlık ile ilgili sorunlar var, yönetsellik ile ilgili sorunlar var kısacası ülkemizde yaşamın olağan akışında her alanda sorunlar var iken Kürt sorunu var diyerek topu taca atmaya çalışmanın temel dayanağı yanlıştır.
Farz edelim ki Kürt sorunu var.
Asgari ücret, Türk için ayrı Kürt için ayrı mı?
Emekli olmuş Türk, asgari ücretten daha az maaş alırken Kürt daha da mı az maaş alıyor?
Türk, bir kilo et almak için bin lira para ödemek zorunda iken Kürt, bin liradan fazla mı para ödüyor?
Türk, milli sınırlarımız içerisinde elini kolunu sallaya sallaya dolaşırken Kürt’e girişi yasak bölgeler mi var?
Türk, okuduğu okullarda aldığı eğitimler ile her kapıyı sonuna kadar açıyor da Kürt mü açamıyor?
EYT’liler hep Kürt mü?
Atanamayan öğretmenleri hep Kürt’lerden mi seçiyorlar?
Ev sahipleri Türk, Kiracılar Kürt mü ki hükümet ev sahibi ile kiracıyı karşı karşıya getirecek yasal düzenlemeleri bunun için mi yapıyor?
Aynı iş yerinde aynı ünvanla çalışandan Türk’e fazla, Kürt’e fazla ücret politikası nasıl uygulanıyor?
Genç işsizlik oranlarında Avrupa birincisi isek hatta dünyaya örnek ise, bu işsiz gençlerimizin tamamına yakını Kürt mü? Aralarında numunelik de olsa bir Türk de mi yok?
Devlet hastanelerinden randevu alırken ya da almaya çalışırken Türk’e öncelik tanınıyor da Kürt’e sonunculuk mu veriliyor?
Hadi diyelim Marmaris’e tatile gideceksiniz Türk’seniz rezervasyonunuz yapılıyor, Kürt’seniz bekletiliyor musunuz?
Sıradan bir şehrin sıradan bir lokantasında bir çorbayı Türk 200 liraya içiyor da Kürt daha fazla bir ücretle mi içiyor?
Yukarıda yazılanların hiçbirine “EVET” diyemezsiniz ve bu konu uzar gider de sonuçta yazılacaklara da “EVET” diyemezsiniz.
O zaman sorun bunun neresinde?
Sorun önceki paragraflarda yazdığım gibi.
Hırs, intikam, hasislik.
Tam 50 yıldır yaşanası güzelim Anadolu coğrafyasını kana buladılar. Şimdi de çözümü sözde barış süreci ile taçlandırarak bu kanı daha da yaygınlaştırıp tüm Ortadoğu da ilan edilmemiş üçüncü dünya savaşını başlatacaklar.
Sevgili okurum,
Bir eşin, iki çocuğun, çalışmaktan memnun olduğun ve seni aldığın ücret ile tatmin eden bir işin, bu işin aracılığı ile elde ettiğin geliri tüketebileceğin bir sosyal kültürel dokun var ise yaşadığın an en mutlu ve huzurlu anındır.
Yaşadığın topraklar en değerli, en güzel vatan parçandır.
Aslolan, paylaşımda ki adaletdir.
85 milyonun el birliği ile elde ettiği geliri 15 milyonu tüketir geri kalan 70 milyonu kerhen yaşayacak seviyede tutulur ise buradan savaş da doğar, kıyamet de kopar…
Son söz; tam 23 yıldır ne istediniz de yapamadınız?
Adalet sizin nerenizde?
Ayinesi İştir Kişinin Lafa Bakılmaz.
Vahdi SARIKAYA