Kabul etmek lazım kendi yakın çevremizde bile insani ilişkileri kurarken zorlanıyorsak, örneğin oturduğumuz apartman ya da site de, yaşadığımız mahalle, köy, ilçe ya da il yönetim organizasyonları ile bir türlü anlaşamıyor, ne onları biz anlayabiliyor ne de bizi onları anlayabiliyorsa ve bütün bunlara rağmen ulusal konularda, yerel konularda, yakın çevremiz konularında çözüm odaklı önerilerde bulunup, konuya eleştirisel yaklaşıyorsak bu bizim çok bilmiş, lümpenleşmiş kişiliğimizden değil, beceriksizliğimizden ise hiç değildir.
Apolitik davranış sergileyerek, sorunlardan uzaklaşıp, görmezden, duymazdan gelip onların çözümü konusunda; kabul edilsin ya da edilmesin, hatta kabulü bırakın hiç dikkate bile alınmasın, eleştiri, öneri ve farklı pencere açılımlarını yapmalıyız, yapmaya da devam etmeliyiz.
Bu bizim, en büyük sorumluluğumuzdur.
Bu bizim, bütün sorunlara ve sorunlulara karşı çözüm maksatlı verdiğimiz değerin en somut göstergesidir.
Bu bizim, geçmişten getirip, geleceğe taşıdığımız bilgeliğimizden, edindiğimiz tecrübe ve derslerin yansıtılması isteğindendir.
Bu bizim, biz olarak yaşayabilme arzumuzdandır.
Yani olması gerekendir.
Yani başka bir vatan, başka bir yaşam olmayışındandır.
Yani çoğulcu bir demokrasi anlayışımızdandır.
Yoksa, “etliye sütlüye karışmadan”, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” düşüncesi ile hareket etmek, başta ailemiz, yakın çevremiz ve yaşadığımız dünyamıza karşı en büyük suçumuz, sorumsuzluğumuzdur ve en büyük ihanetimizdir belkide.
Uzun cümleler kuruyor, konuya bazen direk giriyor, bazen top sektirip kontra atak ile ofsayt’a düşmeden gole gitmeye çalışıyorum.
Bazen gol oluyor, bazen top dışarı çıkıyor.
Evet, şimdi gelelim esas konumuza sevgili okurum.
Şairin “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” dizelerinde ki gibi, aslında bütün aylar kirliydi fakat birinciliği Ağustos aldı diyebiliriz sanırım.
Çünkü çok zor, çok travmatik bir “milad” oluşturmuş, acının ve göz yaşının en dramatik farkındalığını yaratmıştı, sıcağın en harlısında Ağustos ayında bizlere.
Göz yaşlarının renksiz, acının ise tarifsiz olduğunu bir kez daha öğrenmiştik hep birlikte.
Evet tahmin ettiğiniz gibi, ayların en sıcağı olduğu kadar, en hüzünlülerinden olan Ağustos’a geldik.
Ve Ağustos denilince de aklımızdan hiç çıkmayana, takvimlerin 17’sinde kaldığı 1999’a geldik.
Dramın, travmanın en acılarından olanına.
Üzerinden çeyrek yüzyıl geçti. Deprem ve doğa olayları ülkesi olan güzelim ülkemizde canımız aslında yılın her ay’ın da neredeyse her haftasında da yanmış, yanmaya da devam etmiş, etmeye de devam edecektir.
Marmara depremlerinden Kahramanmaraş depremlerine uzanan koskoca 23 yıllık sürede neleri başardık derseniz; 60 bine yakın yurttaşımızın kaybı, 150 milyar dolara yakın ekonomik zaiyat, telafisi asla mümkün olmayacak travma, acı ve göz yaşı ile hatırlanacak Kahramanmaraş depremlerinin bıraktığı kötü hatıralar dışında hiçbir şey.
Maalesef ki öle öle de öğrenemiyoruz.
Bu yazımda, bir deprem ülkesi olan yurdumuzda artık daha fazla acı çekmeyelim diye konuya farklı bir pencere açmaya çalışarak, sesimi duyan olur umuduyla, önerilerde bulunacağım.
Yakın komşumuz Rusya’da geçtiğimiz günlerde 8,8 büyüklüğünde bir deprem yaşandı. Kahramanmaraş depremlerinden farklı özellikler gösterse de Rus’ların verdiği sınav on üzerinden on idi.
İnanması zor, anlaması mümkün olamayacak bir durum.
Ne bir bina yıkılmış ne de bir Rus vatandaşı hayatını kaybetmiş.
Ülkemizde yaşansaydı, sanırım taş üstünde taş kalmazdı.
Korku filmlerinin çekildiği platolara dönüşürdük.
1999 Marmara depreminden hemen önce ülkemizde mevcut konut stokunu baz alıp, milad olarak kabul edip her yıl yapılan konutları Rusya’da ki gibi, Japonya ‘da ki gibi depreme karşı gerçekten dirençli yapılar yapabilseydik sanırım 2023 yılında, 60 bin civarında yurttaşımızın kaybına, 150 milyar dolarlık ekonomik zaiyat ile karşılaşmaz, belki de Rus’lar gibi kolay atlatabilirdik.
Önerilerim;
25 yıllıktan fazla bütün binalar riskli ilan edilmeli, bina betonarmesinin dayanıklılığı bilimsel yöntemler ile teste zorunlu tutulmalı, test sonuçları oluşturulacak kamu birimlerinde saklanmalı ve takibi aynı birimlerce yapılmalıdır.
Asla ve kata, hiçbir hal ve şartta imara yönelik af çıkartılmamalı, hatta bu anayasa maddesi haline getirilmelidir.
Ticari olarak yeni imalatta bulunan müteahhitlere, sınıfsal ayrım gibi kısıtlama getirilip, imal ettiği her konut için mali ve hukuki sorumlulukları usul ve füruğ’unu da kapsayacak şekilde yasal düzenleme yapılmalıdır.
Müteahhitlere yönelik ön lisan ve lisans seviyesinde okullar açılmalı, Müteahhitlik sınıflandırmalarında diploma yeterlilikleri şart koşulmalıdır.
Devlete imalatta bulunacak, toplu konut imalatında bulunacak her müteahhitin, ihale alabilmesinde ilk şart; depremlerde yıkılmış ve ağır hasarlı bina imalatları var ise bu müteahhitlerin kendileri ile birlikte usul ve füruğ’una da yeterlilik belgesi verilmemeli.
Yapı denetim firmaları yerine, özerk yapıda, kanunla kurulacak, yönetiminde üniversitelerin ilgili bölümlerinden akademik kadroların yer alacağı yaptırım ve sorumluluğu ağır yeni bir kamu kurumu ihdas edilmeli ve bu kamu kurumu Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olarak il-ilçe örgütlenmeleri ile çalışmalıdır.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı acilen yeniden yapılanmaya giderek, Şehircilik Bakanlığı ayrılmalıdır.
25 yıldan daha uzun süreli konut sahiplerinin konutlarının yenilenmesinde, yeni konut imalatının “temelden çatıya sadece betonarme” kısmı için 20 - 30 yıllık uzun vadeli faizsiz krediler ile teşvik edilip, kredilerin reel faizleri devlet teşviki olarak sağlanmalıdır.
Birey olarak sizin en büyük devriminiz yaşamda ki varlığınız ile yokluğunuz arasındaki sürecin niteliğinde gizlidir.
Bu tarz radikal kararlar alınıp, disiplin altında uygulanmaz, sokakta yürüyen vatandaştan devleti temsil eden en üst düzey yetkiliye kadar sahiplenilmez ise konu güdük kalır, göz yaşlarımız yine sel olur akar.
Hem doğa kaynaklı hem de insan kaynaklı afetsiz, afete dönüşen felaketsiz günler, yarınlar dilerim.
Yangın tehlikesi Ekim ayına kadar devam ediyor olacak, lütfen dikkat edelim, etmeyenleri uyaralım.
Vahdi SARIKAYA








